Sabri Suyunu

Bitmemiş Bir Cümle…

Follow me on TwitterRSS Beslemeleri

  • Anasayfa
  • Hakkımda
  • İletişim

Yaptığı işten usananlar için pratik öneriler

17 Ağu

suyosunu tarafından Duyduklarım kategorisinde yayınlanmıştır

3 yorum

Her sabah erkenden kalkıp gece geç saatlerde eve dönmekten sıkıldınız mı? Özellikle de özel sektörde çalışma saatleri çok uzun sürdüğü için herkes aynı sorundan şikayetçi. Peki bu durumda neler yapabilirsiniz, tüm gün işinize nasıl konsantre olabilirsiniz?

Lifehacker isimli internet sitesinde yer alan habere göre, işte işyerinde aktif kalmanızın yolları:

1. Sadece bırakın: Eğer işyerinizde son noktaya geldiyseniz, çıkış planı oluşturmaya ihtiyacınız var demektir. Ancak, ev kiranızı ödemek için bu işte kalmanız gerekiyorsa ve bu sektörde hemen yeni bir iş bulamayacağınızı düşünüyorsanız bir süre daha devam edip para biriktirin. Biraz dinlenmek için birkaç gün izin alın. Bir taraftan da yeni bir iş aramaya başlayın.

2. Patronunuzla anlaşmayı öğrenin: Patronunuzla baş etmenin yolu biraz mesafe oluşturmaktır. Patronunuzdan daha iyi olmak için onunla çılgın bir yarışa giymeyin. Çünkü, o bu konuda daha iyidir.

3. Dengeyi bulun: Küçük, stratejik değişiklikler dengeyi bulmanızda büyük farklar oluşturabilir. Karşınıza çıkan her engelde işinizi değiştirmeyi düşünmek yerine, sahip olduğunuz işe bağlanın, küçük detaylara daha çok önem verin. Sizi mutlu eden anları not alın ve bu çizgiler üzerinden ilerleyin. Büyük kararlar kısa bir süre için memnuniyet verir, ancak eğer küçük problemleri büyütürseniz ve mutlu olduğunuz anları görmezden gelirseniz, bu durum hep tekrarlar.

4. İş arkadaşlarınızla iyi geçinin: İşinizden nefret ederseniz, her şeyden nefret edersiniz. İşyerinde sorunlarınızı ya da mutluluğunuzu paylaşabileceğiniz arkadaşlarınız varsa, sıkılmazsınız ve işte daha başarılı olursunuz. Hatta bir araştırmaya göre, işyerinde arkadaş sahibi olmanın ömrü uzattığı açıklanıyor.

5. Biraz esneklik isteyin: Patronunuzdan fazladan bir esneklik isteyin. Yaptığınız iş buna uygunsa çok gerekmedikçe evden çalışın. Bu sayede kendinizi biraz daha rahat hissedebileceksiniz.

6. Negatif düşüncelerinizi bastırın: İşiniz hakkında şikayet etmek eğlenceli olabilir. Çünkü burada içinizde biriktirdiklerinizi dışarı atıyorsunuz. Fakat, asabiyetinizi göstermek ise öfkenizi daha da kötüleştirecektir. Eğer bu negatiflik iş arkadaşlarınıza da yayılırsa, bu durumu daha kötü hale getirir. Şikayet etmek yerine çözümler üzerinde düşünün. Bu sorunları çözmek için yollar bulmaya çalışın. İşyerinizdeki işleyişi değiştiremiyorsanız, problemlerle baş etmenize yardımcı olacak yolları düşünün.

7. Sağlıklı olun: Ruh ve akıl sağlığınızın dengeli olması halinde, yapamayacağınız şey yoktur. İşe yeni başlayanlar, her gece ne zaman yatacağınıza karar verin ve bunu sürekli uygulayın. Haftada 3-4 kez uygulayabileceğiniz bir egzersiz bulun ve yapın. Ucuz ve sağlıklı yemekler yapmaya başlayın. Her gün kendinize belirli bir zaman ayırın ve hiçbir şey yapmayın, dinlenin. Gerekirse bunların hepsini yapmak için bir plan oluşturun.

8. Kötü günlerden sakının: Bir dizi küçük engeller ortaya çıktığında genellikle bunlar sizin için kötü günlerdir. O gün her şey normal halinden daha kötüye gidiyor gibi görünüyorsa, bir adım geri gidin ve neler olduğuna bakın. Küçük engellerin gününüzü mahvetmesine izin vermeyin. Eğer durumlara gerçekçi bir şekilde bakarsanız, potansiyel bir kötü günü başlamadan durdurabilirsiniz.

9. Kendinizi işinize verin: Muhtemelen zaten bunu bedenen zaten yapıyorsunuz. Eğer işinizi yaparken üretici, meraklı olursanız ve işinizi severek yaparsanız hem işinizden zevk alırsınız, hem de daha başarılı olursunuz. Ayrıca ilgi alanlarınızı da işinize yansıtabilirseniz işinizi zevkli, eğlenceli hale getirirsiniz.

10. Bakış açısı kazanın: Bugün tüm yaşamınızın sadece bir günüdür. Bu nedenle hayatınızda yaşadığınız olumsuzluklara değil, olumlu olaylara odaklanın. İşte de problemleri çözmenin ne kadar sıkıcı olduğunu düşünmeyin, tam tersi zamanınızı işinizin olumlu yönlerine ayırın. Hayatta karnınızı doyuracak yemeğiniz, yaşabileceğiniz bir eviniz ve yapacak bir işiniz varsa şanslısınızdır. Hele bir de sizinle ilgilenen, sizi merak eden insanlar varsa değmeyin keyfinize. Bu nedenle işyerinizdeki küçük problemleri dert etmeyin ve pozitif olun.

home ofis, iş değişikliği, lifehacker, patron, Sıkılmak, yeni bir iş

Sosyal Medya – Medical Park ve Check Up

26 Tem

suyosunu tarafından Aklımdakiler kategorisinde yayınlanmıştır

Yorum yok

Yeni açılan www.Analythink.com adlı İş Analitiği blogunda yazdığım yazıyı sizle paylaşmak istiyorum.

Büyük şehirde yaşayan insanların, periyodik olarak check-up yapmalarının yanındayım. Kirli hava, cep telefonu, bilgisayarlar (kısaca radyasyon) ve diğer etmenler bireylerin teşhisi zor hastalıklara yakalanmalarına sebep olabilir.

İstanbul’da yaşayan ve tüm gün bilgisayar başında mesai tüketen biri olarak, check-up yaptırmaya karar verdim. Çeşitli hastanelerin sitelerini araştırdıktan sonra Acıbadem Hastanesi ve Medical Park’a yoğunlaşmaya karar verdim. Twitter üzerinden Acıbadem Hastanesine mesaj (mention) yaparak bilgi talebinde bulundum. Cevap gelmesini beklerken de Medical Park’ı telefonla aradım. Check-up konusunda uzman müşteri hizmetleri bana tüm detayları ve yapılan testleri anlattı. Tam istediğim testler, istediğim fiyatlara sunulmaktaydı. Telefon konuşması boyunca sadece ismim ve telefon numaram mevzu bahis oldu. Onun haricinde hiç bir kişisel bilgimi vermedim.

Telefon konuşması bittiğinde Twitter üzerinden Acıbadem Hastanesinin cevap verip vermediğini kontrol ederken, çok şaşırtan bir durum ile karşılaştım. Medical Park beni Twitter üzerinden takip ediyordu. İlk başta anlayamadım ve Google üzerinden Telefon numaramı ve ismimi kullanarak arama yaptım. Arama sonucunda hiç bir şey çıkmadı. Peki bu kişiler beni nasıl bulmuşlardı?

Biraz düşündükten sonra, bunun başarılı bir sosyal medya kullanımı olduğunu anladım. Benim Acıbadem Hastanesini takip etmem ya da twit atarken kullandığım “check up” kelimesinin süzgeçlerine takılmış olmasından dolayı beni takip etmiş olabilirler. Her iki ihtimalde de doğru bir iş yaptıkları için kendilerini tebrik ediyorum.

“Sosyal medyayı, pazarlama mesajları yaymak veya varolan/ potansiyel müşterilerle daha iyi bağlar kurmak için kullanmak” tanımını fazlasıyla hakeden bir hareket. Belki biraz rastlantısal ama başarılı.

Eğer bunların haricinde “Metin Madenciliği” (Text Mining) kullanarak “Bilgi Çıkarımı” (information extraction) yaptılarsa çok büyük bir iş başarmış demektir.

Yakın zamanda Check-up yaptırmayı düşünüyorum. Medical Park tercihim olacağından eminim. Hepinize sağlıklı günler dilerim.

Acıbadem Hastanesi, check up, Medical Park, Metin Madenciliği, Sosyal Medya, Text Mining, twitter

Zara’nın hissedarları 75′lik patronu kapıya koydu

20 Tem

suyosunu tarafından Duyduklarım kategorisinde yayınlanmıştır

Yorum yok

İspanyol hazır giyim devi Zara’nın 75 yaşındaki patronu Amancio Ortega, hissedarların kararıyla yönetimi bırakıyor

Dünyanın en ünlü perakende zincirlerinden, İspanyol hazır giyim devi Zara ve Indıtex grubunun yüzde 59.29 ile en büyük hissesine sahip patronu Amancio Ortega, hissedarların kararıyla yönetimden ayrılıyor. 75 yaşındaki Ortega’nın yönetimdeki aktif rolünden ayrılarak yönetim kurulu üyesi olarak görevine devam edeceği bildirildi. Son birkaç yıldır kendini hissettiren şirketteki bu yönetim değişikliği sonrasında yönetime deneyimli ve daha genç birinin getirileceği bildirildi. Şirketin yönetim kurulundan yapılan açıklamada Ortega’nın yerine gelecek ismin mücadeleye açık olan perakende sektöründe sorumluluk ve motivasyon faktörlerine yerine getirebilecek, aynı zamanda yeni fikir ve projelere açık özelliklerde olacağı da bildirildi.

‘KARARA SAYGILIYIM’
Ortega ise yönetim kurulunun aldığı bu karara saygı gösterdiğini açıklayarak bu değişikliğin grup için ‘en iyisi’ olacağını söyledi. Grubun CEO’luğunu ise 2005 yılından bu yana Madrid’te Universidad Complutense’de hukuk eğitimi alan Paul Island yapıyor.

Dünyanın en zengin yedinci adamı
İspanya’nın en zengini olan ve Türkiye’de de yatırımları olan tekstil firması Zara’nın sahibi Amancio Ortega, 30′dan fazla şirketi kontrolü altında tutuyor. 31.1 milyar dolarlık servet ile dünyanın en zenginle listesinin de yedinci sırasında olan Ortega, imparatorluğa dönüştürdüğü Inditex’in başkanı olarak aylık 600 bin euro maaş alıyor. 65 bin kişiye iş verip, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 64 ülkede iş yapan Ortega, servetinin yüzde 87′sini hâlâ kurduğu şirketten sağlıyor.

Kaynak | Sabah
Link:http://www.perakendebulten.com/haber.php?hid=1310984546

Sabri: Çok ilginç bir durum söz konusu. Zara’yı her konuda örnek alan Türk Moda Perakendecileri bakalım bunu da örnek alacaklar mı? Yoksa Patron şirketinden öteye gidemeyecekler mi?

dev, ispanyol, ortega, patron, zara

Perakende Sektörü için Akıllı Telefon Uygulaması @Korea

1 Tem

suyosunu tarafından Duyduklarım kategorisinde yayınlanmıştır

Yorum yok

YouTube Preview Image
akıllı telefon, android, home plus, iphone, kore, korea, perakende, tesco

Şoförler, Arabalar ve Yollar – Burak Günbal

29 Haz

suyosunu tarafından Aklımdakiler kategorisinde yayınlanmıştır

1 yorum

Parakende Sistem Profesyoneli olarak sektörde isim yapmış Burak Günbal Bey’in yazısını sizinle paylaşmak istiyorum. Yazı çok etkileyici. Kendisiyle aynı sektörde çalışıyor olmamdan mı yoksa kurumsallaşamayan şirketlerin temel sorunu mu bilmiyorum ama tam yerinde bir yazı olmuş. Kendisine yazısını blogumda paylaşmama izin verdiği için ayrıca teşekkür ederim.

Yazının linki : http://www.perakendebulten.com/haber.php?hid=1305628878

Şoförler, Arabalar ve Yollar – 17/05/2011

Arabanız var, bir de özel şoförünüz; ama vardığınız yerden memnun değilsiniz. Önce arabayı değiştirdiniz. Yenisi de sizi memnun edemedi

Sıra şoföre geldi. Yeni şoför başta işini biliyor gibi gözüküyordu, ancak şimdilerde, onun da sizi götürdüğü yer, önceki ile aynı diye huzursuz olmaya başladınız. Sonra, arabaya biraz takviye yaparsanız, daha iyi olur diye düşündünüz fakat performans istediğiniz gibi olmadı. “En iyisi ben şoföre destek vereyim” dediniz ve sağ koltuğa, takviye yapılan aracınızı tanıyan yeni birisini (co-pilot) oturttunuz. Bu arada masrafınız da arttı. Nereye geldik diye camdan dışarı baktığınızda ise, gördünüz ki yine aynı yere varmışsınız ve onca para boşa gitti diye düşündünüz.

Sinirlendiniz. Mutsuzluğunuzun acısını şoförden çıkardınız. Sağ koltuktaki co-pilot direksiyona geçti. Yine olmadı; aynı yere gidiyordunuz. “Demek normal olan bu” dediniz. Gün oldu, devran döndü; baktınız ki birileri başka yerlere gidiyor ve oraları görenler, vardıkları yerleri tarif ederken, tropik bir sahil kasabasını anlatır gibi heyecanlılar; haliyle yeniden iştahınız kabardı.

“Madem birileri güzel yerlerden bahsediyor, ben de istiyorum” dediniz ve işi en iyi bilen kimdir diye düşünüp, bu sefer işinin ehli olarak bilinen bir taksiciyi, şoför olarak istihdam ettiniz. Garanti olsun diye, bir dolmuş muavinini de sağ koltuğa oturttunuz. O esnada araba da biraz eskimişti. “Madem yapıyoruz, işi tam yapalım” dediniz ve seçimi yeni şoföre bırakıp, arabayı bir daha yenilediniz. Gönlünüz biraz daha rahattı artık. Gün ola, harman ola dediniz.

Harman olmadı. Acaba son şoför, karşının esnafı mıydı? Yoksa bu yakayı bilmiyor muydu? Pencereden görünen manzara, hiç değişmemiş, buna karşın etrafınızda güzel yerlerden bahsedenlerin sayısı artmıştı. Acaba sahte bir cennetin mi peşindeyim diye düşündünüz. Siz düşünürken birileri solunuzdan hızla geçti. Tekrar hırslandınız ve yeni otomobilinize de güvenerek, düş peşine talimatını verdiniz şoföre. Bir süre takip ettiyseniz de, sizi sollayan araç bilmediğiniz bir yola girdi ve korktunuz; çünkü ne haritanız vardı, ne de yol soracak birileri. Sağa yanaştınız yeniden. Acaba yanlış otomobili mi seçmiştiniz yoksa bu şoförlerin hepsi dolandırıcı mıydı? Direksiyona kendiniz geçtiniz. Sonuç?

Aynı, değişmedi.

Çünkü siz sürekli personelinizi ve sisteminizi değiştirirken, sürecinizi yani yolunuzu hiç değiştirmediniz. Aynı yoldan giderek, hep başka yerlere varmayı hayal ettiniz.

Durun, bir nefeslenin; ardından önce hayalinizi tarif edin (vizyon). Araştırın ve yol haritanızı çıkarın (strateji) fakat burnunuzun dikine gitmediğinizden emin olun (yeni yol, yeni süreç/iş yapış biçimi). Evet, bugün beğenmediğiniz noktaya siz dişinizle-tırnağınızla geldiniz (ticari fikir) ama artık asfalt zemine (rekabetin yoğun olduğu pazar) çıkmalı, yarışacağınız pisti seçmeli (segmentasyon), arabanızı (sistem) seçtiğiniz pistin şartlarına uydururken (standardizasyon), aracınıza iddianızı ortaya koyacak bir renk belirlemelisiniz (farklılaşma ve vaad).

Hedefiniz belli, yolunuz doğru ise araç da doğru olur, pilot da.

Çünkü değişim demek, farklı bir yol denemek değilse eğer, sadece sistem ve İK’yı yenilemek, makyajdan öteye gitmeyen teferruattır.

Suyunu: Çalıştığım şirket, sektördeki en vizyoner şirket. Buna eminim. Stratejileri her zaman sektörde yol gösterici olmuştur. O zaman problem nedir? Araba. Arabaya binmek yerine sırtına almak (Sistemi patronun yazmaya çalışması) , motorun hacmi ve bazı özelliklerini öğrenmesi yerine, arabanın motorundaki her bir parçanın detaylarını öğrenmeye çalışmak (Algoritmalarda kullanılan tüm detayları öğrenmeye çalışarak uzmanlık alanın dışına çıkan patron), arabanın daha hızlı gitmesi için yapılan aerodinamik geliştirmeleri önemsememek (yorumsuz), arabadaki problem arayışının sadece bir kaçı. Araba olmadan yürümek zorunda kalırsınız ya da toplu taşıma araçlarına binip herkes gibi olursunuz.

arabalar, burak günbal, ik, patron, perakende, perakende bulten, şöförler, yollar

Bir Doğum Günü Altı Pasta Beş Kutlama

3 Haz

suyosunu tarafından Aklımdakiler kategorisinde yayınlanmıştır

1 yorum

Gel de şımarma :) 27 Mayıs benim doğum günümdü. Geçtiğimiz Cuma günü doğum günümü yâd ettik. Çeşitli zamanlarda çeşitli organizasyonlar düzenlendi. Ben hepsine katılmaya çalıştım. Toplamda 5 farklı organizasyonda 6 pasta kesildi. Pastalardaki mum sayılarının toplamı benim yaşım olan 27′ye eşit olması da ayrı bir tesadüftü. (Tabiki şaka :) )

Teker teker organizasyonlardan bahsetmek yerine, ben sabahtan başlayarak olayları anlatayım. Çünkü iç içe geçmiş ve birbirinden habersiz organizasyonlar var. Ek olarak bir adam kaçırma durumu söz konusu :)

Her sabah olduğu gibi, erkenden uyandım, servise bindim ve şirkete geldim. Şunu anladım ki, serviste sabahları ne kadar uyumamaya çalışsam da başaramıyorum. Servis şirketin önüne yanaşınca da sarhoş gibi iniyorum ve bir gün 5. kata çıkarken merdivenlerde uyuya kalmaktan korkuyorum :) Masama ulaştığımda klavyemin üzerinde bir not vardı. Üzerinde “Top Secret” yazıyordu. En başta güldüm ama notu okuyunca içim bir korku sardı.

“Sabri Suyunu karın elimizde. Dur hemen panik yapma. Eğer verdiğimiz talimatlara uyarsan karına kavuşabilirsin. Ama polise ya da başka birine haber verirsen karını unut. Sakın aramaya da kalkma senin için hiç iyi olmaz. Okuduktan sonra bu notu imha et. Şimdi yapman gerekenleri söylüyorum. Akşam işten çıkar çıkmaz (hatta biraz erken çıkarsan daha iyi olur) vereceğim adrese geleceksin sakın oyalanma süren başlıyor. Tik tak Tik tak…
Adres: Şahkulu Mah. Galipdede cad. Nakkas çıkmazı no:1/2 34420 Tünel Beyoğlu İstanbul
”

Aman Allah’ım. Zehra’yı kaçırmışlardı. Ne yapacağımı bilemez bir halde etrafıma baktım. Bu notu kim bırakmıştı. İçimizde bir ajan olduğundan şüpheleniyordum ama bu kadar ileri gideceklerini tahmin etmiyordum. Hemen maps.google.com adresine girdim ve gideceğim noktayı buldum. Çıkmaz bir sokaktı. Çatışma olacaktı bunu hissediyordum. Neyse hallederiz dedim ve işimin başıma döndüm.

Şirketten çok sevdiğim arkadaşlarım beni öğlen yemeğine davet ettiler. Fahriye, Kezban, Nida, Medine, (Meltem burada yoktu ama olsaydı kesin o da orada olurdu). Ben de yukarıda yiyelim diye direttim. Onlar dışarıda yemek yemek için uğraştıkça ben burada yiyelim diyordum. (Bana sürpriz yapacaklarını nereden bilebilirdim ki. Meğer sürprizi berbat etmek için elimden geleni yapmışım resmen) Sonra benim dediğim kabul oldu ve yukarı yemeğe çıktık. Bana gıcık olmuş bir şekilde bakıyorlardı. Tabi ben sürprizden habersiz olduğum için ikide bir, “Ne oluyor ya neden bu kadar büyüttünüz, haftaya gideriz” diyordum. Sonra aşağı indik ve Fahriye kahve yapmaya gitti. Kezban da ona yardım edecekmiş. Sonra oturduk muhabbet falan derken birden kapı açıldı ve “Aaaaa Pasta”. “Hadi bee” diyerekten bu sürprizi karşılıyordum. Ardından “Ya ben sürprizi berbat ettim di mi?” diye sordum. Ardından pastamızı kestik. “Kivili bir tart” doğum günü için gerçekten mükemmel ve farklı bir seçim olmuş. Tebrik ediyorum. Bir lokma pasta aldım ve kahvemden bir yudum aldım. Allah’ım böyle bir doğum günü hediyesi beklemiyordum. O an karşımda Nida ve Medine olmasaydı, masada da Faturalar bulunmasaydı ben o kahveyi fena bir şekilde püskürtürdüm de dua etsinler. O nasıl bir tattır. Ben Zehra’yı istemeye gittiğimde böle kahve içmedim. Abartısız 5 dakika ağzımda tuttum. Yutamadım. Dilimdeki tüm hücreler intihar etti, öldü gitti. 2 gün tat alamadım yediğim şeylerden. Sonra yuttum. O güzelim pasta bile ağzımdaki o tadı geçiremedi :D Abartıyor muyum? Tabiki abartmıyorum. Fahriye böylece sürprizi berbat etmemin intikamını almış oldu:)

Mutlu mutlu masama geri döndüm. Telefonum çaldı. Arayan Zehra’ydı. Naber, napıyorsun, nasıl gidiyor gibi konuşmaların ardından, “Seni kaçırmadılar mı ya?” dedim. “Şimdi kaçırıyorlar onu haber vereyim dedim” dedi. Yuh yani. Nereye gidersen haber dedik ama bunu da haber verme. Sonra başladı bağırmaya. “Kaçırmayın beni” “İmdat” “Gerizekalılar” O zaman işin ciddiyetini anladım. Hemen toparlanmam lazım. Bir plana ihtiyacım vardı. Ve ben ne yapacağımı gayet iyi biliyordum.

Saat 16:00 civarı Serkan Abi aradı. Bir toplantı olduğunu acilen Toplantı Odasına gelmemi söyledi. Telefonda “Ya Serkan Abi geçeceksin bu numaraları. Sürpriz için başka şeyler yapacaksınız” diyecektim. Ama sürprizi bozmayayım dedim. Sonra Toplantı odasına girdim. İçeride saygı değer müdürlerimizin olduğunu gördüm. Yok artık doğum günüme onlarda mı gelmişti. Neyse oturdum. Başladık Sevkiyat Sistemleri hakkında konuşup tartışmaya. İçimden “Eeee hani doğum günü?” dedim. Sonra toplantı bitti. Ben moral bozukluğu içinde yerime geçerken, Serkan Abi Kapasite toplantısına gitmemiz gerektiğini söyledi. Ben de sinirle “Toplantıya girmekten iş yapamıyoruz farkında mısın?” dedim :) (Ah çok yoğunum çok çalışıyorum) Ardından “Yemekhaneye” :) toplantıya çıktı. Daha neler. Bu sefer kesin diyordum içimden ama demeden edemiyordum. Yemekhanenin kapısına geldik ve içeri girdik. Obaaaa. İçeride 10 kişi ve 3 pasta, alkış kıyamet. :D 10 kişi mi? 3 pasta ve 10 kişi mi :) kişi başı çeyrek pasta mı yiyeceğiz. Derken insanlar akın akın gelmeye başladılar. Ben de düğün sahibi gibi herkes ile konuştum tebrikleri kabul ettim :P Mağaza ziyaret günü olduğu için katılım çok fazla olmadı tüm pastalar bitti. 2 tepsi börek vardı. Onlar da bitti :) Resim çekildik muhabbet ettik. Çok güzel bir doğum günüydü. Buradan Ravza, Tufan, Yasemin, Muzaffer, Adem, Serkan Abi, Gülten (Nurten) ve katılan herkese teşekkür ederim. Şimdi buradan katılan herkesi yazsam inanın upuzun bir liste olur. Not: Yasemin ile Gülten ortak çalışması olan resimler için ayrıca teşekkür ederim. Bu resimleri blog üzerinden yayınlama konusunda çekincelerim var. Özellikle gelecekte bir süper star ya da başbakan olursam aleyhimde delil olarak kullanılabilir. O sebeple Red Kit hariç yayınlamayı düşünmüyorum :)

Neşeli güzel vakit geçirirken birden saate baktım. Olamaz. Geç kalıyordum. Saat 17:25′ti. Eğlenmekten Zehra’yı unutmuştum. Onu kurtarmam gerekiyordu. Hemen koşarak dışarı çıktım. Gördüğüm ilk taksiye bindim. Yanım gideceğim yerin haritasını almıştım. Aynı zamanda GPS ile uydudan yön tarifi alıyordum. Yenibosna’da inip metroya bindim. Aksaray’da inip Tramvaya bindim. Yolda Yasemin ve Ravza ile helalleştim. Tramvay rayların üzerinden süzülüp giderken kafamda planı yapmıştım. Polise haber veremiyordum. Ama bir telefonumla Taksime 10.000 adam toplarım diye geçiriyordum içimden. Yoksa toplayamaz mıydım? Olsun taktiğim şu olacaktı. Çıkmaz sokak olduğu için o sokağın olduğu binaların birinin çatısına çıkacağım ve kafalarına taş atacaktım. Ya da boncuk tabancası ile vuracaktım onları. Eğer ellerinden ya da kulaklarından vurursam çok acıtırdı. Öff bi de soğuksa offff.

Karaköy’de indim. Yürüyerek zaman kaybetmemek için tünelden yukarı çıktım. Finükulerden indiğimde bir mesaj geldi. “Karın ölmek üzere. Zuhal müziğin karşısındaki Kardeşler Büfenin önüne gel”. Hemen Galata’dan aşağı doğru inmeye başladım. Oradaki bir büfeye Zuhal Müziğin nerede olduğunu sordum. Karşıdaki tabelayı gösterdi. Göremedim. Tekrar gösterdi. Göremedim. Tekrar Gösterdi. “Sanırım artık göremiyorum” diye tepki verdim. Adam bana ters ters bakınca görebildiğimi farkettim. “Peki, onun karşısındaki Kardeşler Büfe neresi” dedim. “Burası” dedi. Al bi de buradan yak :) Tamam buluşma noktasına gelmiştim. Kardeşler büfenin olduğu sokağa baktım. Çıkmaz sokak. Büfeciye, “Karımı kaçırmışlar. Nerede olduğu konusunda sizde bilgi var mı?” dedim. Büfeci gözlerini büyüterek “Şaka mı yapıyorsun?” dedi. Ben “En azından size bir not bırakılmış olabilir” dedim ve mesajları gösterdim. Adam bilgisi olmadığını ve diğer yanındaki kişiye sordu. “Polisi aramalıyız” dedi. “Hayır hayır. Polisi ararsak karımı öldürürler” dedim. “Ya git sana şaka yapıyorlar sana. Git karşı kaldırımda bekle” dedi. Karşı kaldırıma geçtim ve Zehra’yı aradım. Koşuyordu. “2 dakikaya oradayım” dedi. 2 dakika sonra Zehra geldi. “Ellerinden kurtuldum. Kaçtım geldim” dedi. Ben sevinsem mi üzülsem mi bilemedim. Ben kurtaracaktım. Ama olsun. Zehra kurtulmuştu ve artık yanımdaydı :)

Büfecinin yanından geçerken, kendisine “Hanımımı” bulduğumu söyledim. Bana Polisi aradığını ve bir yerlere kaybolmamamı söyledi. Nasıl yani. Şimdi ne olacaktı. Hemen oradan uzaklaşmalıydık. Büfeciye “Ama ben sana arama demiştim” dedim. Fakat “Aradım, ben üstüme düşen görevi yaptım” diye ısrar etti. Çıkmaz sokağa girmiş gibiydik. Bu çıkmazdan kurtulmanın tek yolu Büfeciyi ortadan kaldırmaktı. Sonra ne olduysa, benim yüzümdeki o tehditkâr ifadeyi görünce mi anlamadım ama “Şaka la şaka” dedi. “Lan lı lun lu konuşma lan” dediysem de, Zehra “La dedi la dedi, lan demedi” diyerek beni sakinleştirdi.

Zehra adreste yazdığı üzere Çıkmaz sokağa götürmeye çalıştı beni. Gerçektende sokak hiç bir yere çıkmıyordu. Her an binalardan bir şeyler çıkacak korkusuyla bir apartmana girdik. Aklımdan milyon olasılık geçiyordu.
1-Bir yere gireceğiz ve tüm tanıdıklarım bana sürpriz yapacaklardı. Ama buraya o kadar kişi toplayamazdı Zehra
2-Benim kafama bir çuval geçirip bayıltacaklar ve uyandığımda buzlu bir küvette olacağım. Sırtımda bir dikiş izi ile uyanacağım, sonra bana şaka olduğunu söyleyip sürpriz doğun günü olacaktı
3-Milyon tane olasılık yokmuş, 2 tane varmış ya da şimdi aklıma gelmiyor. O zaman stresle daha çok şey düşünüyordum.

Binanın üst katına çıktıkça ne olacağını daha çok merak etmeye başladım. Bir kapıyı çaldık ve içeriden bir adam çıktı. Aha dedim Matrix. Yok artık. Mekân zaten Matrix deki gibi eski bir yer. Adamda Neo’ya benziyordu zaten. Dedim şimdi beynime boruyu yerleştirecekler, sonra uyuyacağım gideceğim bir yerlere. Zehra dedim nasıl bir sürpriz bu ya. Bu kadar kompleksini ben bile düşünememiştim.

Ardından duvardaki bir yazı dikkatimi çekti. “Profesyonel Ses ve Görüntü Sistemleri”. Artık daha fazla düşünmemeye karar verdim. Şimdi desem ki, Zehra benim beynimi yıkayacak, siz dersiniz ki, saçmaladın. Buraya kadar hiç saçmalamadım sanki :)

Bir kapıdan daha geçtik ve işte o zaman sürprizin ne olduğunu anladım. 250 ekran bir perde, 15 tane büyük hoporlor ve iki kişilik bir koltuk. Vaaaay 2 kişilik sinema :) Yerin ismi ProAV. Tek kelime ile “Etkilendim”. Sonra Zehra anlatmaya başladı.

“Aslında sana sürprizim çok başkaydı. Film çekmeyi planlıyordum. Tanışmamızı, Evlilik Teklifini, Davos’tan kovuluşumuzu, Doğum günü sürprizlerini, vs. Fakat oynayacak kişi bulamadım. Sonra İbrahim ben oynarım, Galip’te ben yardım ederim dedi fakat bu seferde zaman çok azdı yetiştiremedim. Kendi çabamla, eski resimler ve videolarla bir sunum hazırladım ama bunu da video formatına çevirirken problem oldu. Çalışmadı :( Ben de gittim Beyoğlu’ndan bir film aldım. İsmi “Başka Dilde Aşk” Şimdi onu izleyelim.

Gözlerim yaşarmıştı. Zehra çok güzel ve özel bir sürpriz hazırlamıştı. Çok mutluydum. 2 Kişilik Patlamış mısırımızı ve Kolalarımızı istedik. Taze taze yiyip içerken, filmimizi izledik. Film çok güzeldi. Gerçekten çok beğendim ve tavsiye ederim. Şu anda filmi anlatmayacağım. Sonra belki anlatabilirim. Film bittikten sonra Tuncay Bey (mekânın sahibi sanırım) ile biraz muhabbet ettik. Kendisi hem çok nazik, hem de çok ilgili davrandı. Hizmet güzel, sistemler güzel. Herkese kesinlikle tavsiye ederim.

Bu güzel sürprizden sonra eve gidelim diye çıktık. Fakat benim karnım açtı. Kardeşler büfeyi ararken bir yer dikkatimi çekmişti. Ufak bir Hamburgerci vardı ve insanlar sırada bekliyordu. Eğer birileri sırada bekliyorsa yemek için, bu kesinlikle güzel olduğunu gösterir. O sebeple Zehra’ya oraya gitmeyi önerdim. O da “Gün senin Günün” “Nereye istersen” dedi. Ve gittik. Mekân ufak bir mekân, Mönüde çok fazla bir şey yok. 6-7 çeşit hamburger var. Hepsinin köftesi aynı (Balık ve tavuk hariç) sadece sosları ve peynirleri farklı. Ben Mano Burger istedim, Zehra Ottoman Burger. Ortaya bir Patates istedik. İkimizde Double olsun dedik. Tam 220 gr et ile sıcacık harika Hamburgerlerimiz geldi. Mc Donalds, Burger King gibi yerlerden hamburger tüketirken böyle bir yerden yemek Yengeç Burger etkisi yarattı. Kendimi o ahşap restorantta yengeç burger yiyen müşteriler gibi hissettim. Izgaradaki adam bir anda Sünger Bob oldu. Kasadaki kadın Squidward arkada duran kapının ardında kim varsa o da Bay Yengeç. Ne oluyor ya bana. Zehra bir anda Sandy oluverdi. Ellerime bir baktım, o da ne pembe. Olamaaaz. Sarı olsaydı, kırmızı olsaydı (Hayır hayır kesinlikle rastlantı bu iki rengin yan yana gelmesi. Şampiyon Fenerbahçe) ama pembe olmasaydı. Evet ben de Patrick olmuştum. Yengeç Burgerlerimizi yedik. Her zamanki gibi çok güzeldi. Bugüne kadar yediğim en güzel hamburgerdi desem sanırım yalan olmaz :)

Galata kulesinin yanından Karaköy’e, oradan Eminönü’ne ve vapura bindik. Bu süre zarfında bana telefonla ulaşan (Recep, Tala, Mahmut, Ahmet ve Esma) teşekkür ediyorum :) Vapurun arka tarafında dışarıya oturduk. O güne yakışır bir manzara vardı. Köprü elimin altındaydı ve sarı lacivertti. İşte gerçek renklere sonunda ulaşmıştım. Bir anda havai fişek gösterisi başladı. Zehra yok artık derken başka bir yerde daha havai fişekler patlamaya başladı. Zehra’ya tip tip bakmaya başladım. Suratındaki “Valla benle alakası yok” ifadesini görmeseydim orada düşüp bayılırdım. O anda gökyüzünde tanımlanamayan ışıklar gördüm. En başta martı sandım sonra uçak ama iki nokta arasında gidip gelmeye başlayınca tırstım. Zehra’ya gösterdim ama ben Zehra diyene kadar yok oldular. Zehra “halüsinasyon” görmememle dalga geçe dursun, en son askerde gece 02:00-04:00 nöbetinde gördüğüm uzay gemisinden sonra bunun bir işaret olma olasılığını değerlendirdim. Üsküdar’a vardık. Arabaya bindik ve eve doğru yol aldık. Yolda Zehra dondurma almayı teklif etti ama ben o kadar toktum ki istemedim.

Eve geldik ve yavaş yavaş eve yürümeye başladık. Kapıyı açtık. Alarm çalışmıyordu. Zehra’ya kızmaya başladım. “Neden alarmı kurmuyorsun” falan filan. Derken odaya bir girdik. “Böööööö Sürpriz”. Haydaaa. Bu nereden çıktı şimdi. Annem, Babam, Burak, Ablam, Eniştem ve Elif Rana (Uyuyor) :) Benim ağzım kulaklarımda tabi ki. Sürpriz üstüne sürpriz. Gelsin bakim hediyeler dedim. Zehra bir ayakkabı almış, Annemle T-shirt, ablamlar da şal ve kemer almışlar. Hepinizi çok seviyorum. Sonra pasta geldi. Pastamızı kestik yedik güldük eğlendik. O sırada Elif Rana uyandı. Yeğenimle oynadım. Koca Yanak :) Sonra onlar gittiler. Ertesi gün Marmaris ekibi bize misafirliğe geleceği için Zehra ile mutfağa girdik. Yemekleri hazırlamaya başladık. Ben 1 saat sonra pert oldum ve yatmaya gittim. Zehra’ya da tembihledim. “Erken kalkıp yaparız” diye.

Sabah erkenden uyandık. Misafirlerimiz, Marmaris ekibinden İbrahim, Kubilay, Damla ve Ayşe, Tema’dan Gülten (Nurten), Zehra’nın kardeşi Yasemin ve onun arkadaşı Zehra gelecekti. Zehra ile Yasemin 12 gibi damladı :D Sonra Gülten geldi ve en son muhteşem 4 lü geldi. Daha tanışalı 1 hafta olmasına rağmen sanki yıllardır tanışıyor gibiydik. İlk olarak Zehra’nın yaptığı muhteşem yemekleri yedik. Gerçekten muhteşemdi. O kadar şanslıyım ki, Zehra’m süper yemekler yapıyor :P Ama şu anda 80′e yaklaşmış olmak da işin kötü tarafı. Birden ışıklar kapandı. Aha elektrikler kesildi dedim içimden. Bir baktım Pasta geliyor. Galatasaray’a 6 gol attığımızda en son bu kadar sevinmiştim. 6. Pasta geliyordu ve bu benim için bir rekordu :D Ağzım yine kulaklarıma vardı. Hemen biraz şımarmaya başlayınca, Zehra “Şımarma şımarma” demeye başladı :D Pastamızı kestik ama yemedik :D Neden yemedik çünkü Zehra’nın yaptıklarından o kadar çok yemiştik ki yer kalmamıştı. Bu arada menüde neler vardı hemen söyliyeyim. Peynirli domatesli biberli börek, Havuç trator, Patatesli poğaça :) , sürpriz Kek (ablamın icadı), bir şey daha vardı ama ben hatırlayamıyorum sanırım. Ardından ekibin getirdiği Cranium adlı oyunu oynadık. Oyun 2 takımdan oluştuğu için İbrahim ile adım alıştık. İbrahim yendi ve çok şaşırtıcı bir şekilde onlar dördü oldu biz dördümüz olduk. Oyun Tabu ya benziyor. Kukla yerine oyun hamuru var. Kelimeleri kullanmadan anlatmak yerine de soruları biliyorsunuz, sessiz sinema oynuyorsunuz, mırıldanıyorsunuz (ya da mırıldanamıyorsunuz bknz. Gülten). Bizim ekipte farklı bir sinerji vardı. Leb demeden leblebiyi anlıyorduk, çok iyiydik. Ve kazandık. Zehra’nın paparazzi kelimesini çok kısa sürede bilmesi şüphe çekiciydi ama biz kazandık sonuçta. Hem de son anda yendik :D İbrahim bana doğum günü hediyesi verdi. Fenerbahçe’mizin şampiyonluğu için yaptırılan o muhteşem t-shirtlerden di. Aldığım en anlamlı hediyelerden bir tanesiydi. Çünkü 3 Gece 4 Gün Marmaris gezisinden dolayı ağız tadıyla şampiyonluk bile kutlayamamıştım. Ardından muhabbet nereden geldi bilmiyorum, benim zamanında saçlarımın uzun olduğunu konuşmaya başladık. “Yok artık daha neler” “Seni hayal bile edemiyorum” gibi lafların ardından bilgisayarı açtım ve o muhteşem fotoğrafları gösterdim. Önce kıkırdamaların ardından, cesaret edipte “Huhauha” “Hahahah” diye gülmeye başladılar. Tamam tamam kabul ediyorum. Çok süper değildi ama kötü değildi. Güzeldi ya. Ütü masasına Fotoğraf makinesini koyup kendi fotoğrafımı çekmiş olmamı saymazsak, Karadeniz turundaki fotoğraflar harikaydı. Siz ne anlarsınız.

Akşam olunca, Marmaris ekibiyle vedalaştık. Çok eğlenmiştik, çok gülmüştük. Harika bir gün geçirmiştim. Onları tanıdığıma gerçekten çok mutluydum. Sonra Burak (kardeşim) bize geldi. Napalım napalım derken “Hadi gidelim Maltepe sahile”. Çıktık Maltepe sahile gittik. Zehra’nın yolda acıkırız diyip, yanına poğaça kabını alması ve onu koltuğun altında taşımasına 10 dakika güldük. Hala düşününce gülüyorum :D Maltepe’de Şato’ya gidecektik, fakat çok kalabalık olduğu için Viya’ya gittik. Nargilemizi içtik. (Barcelona, Manchester’ı yendi ve kupayı aldı.) Nargile bizi çarptı sanırım. Çünkü arabayla dönerken hiç kimse normal hareket etmiyordu. Yüksek sesle müzik dinlerken, yüksek sesle eşlik ederek tüm Bağdat Caddesinin dikkatini üzerimize çektik :D

Bir gün daha bitiyordu. Bu yazı da burada son buluyor. Muhteşem iki gün geçirdim. 6 pasta 5 kutlama oldu. Tüm sevdiklerim yanımdaydı. İyi ki doğmuşum ve sizleri tanımışım. Hepinize teşekkür ediyorum. Canlarım :)

Unutulup sonradan kafama vurulup hatırlatılan isimler : Melih :)

aile, Başka Dilde Aşk, beyoğlu, Doğum günü, Galata, kaçırma, kardeşler büfe, kutlama, lc waikiki, mano burger, pasta, ProAV, Şato, süpriz, tema mağazacılık, tünel, Viya, Yengeç burger
12345»10...Last »
    • Popüler yazılar
    • Arşivler
    • Etiketler
    • Kategoriler
    • Aklımdakiler (29)
    • Duyduklarım (21)
    • E Dair (7)
    • İş Analitiği (1)
    • İş Zekası (4)
    • Kurallar (4)
    • Motivasyon (1)
    • Oyunlar (10)
    • Perakende (1)
    • Şarkı Sözleri (3)
    • Sistem Analisti (7)
    • Teknoloji (8)
    • TSQL (3)
    • Yaşadıklarım (24)
    • YSA (1)
    analist analiz arkadaş askerlik burak Disoriented dost düğün erman evlenmek facebook hastalık iş analisti kardeş kayak kompulsif lc waikiki mezuniyet motor myspace nikah obsesif obsesyon Osman Gazi Üniversitesi Oyunlar patron perakende ruh Sektörde Matematik 2011 Sistem Analisti ski snowboard superman takıntı tehlike tema mağazacılık twitter yüksek lisans ömer ömerman özyeğin İş Zekası İş zekası uzmanı ılgaz ılgazda ne yenir
    • Ağustos 2011 (1)
    • Temmuz 2011 (3)
    • Haziran 2011 (2)
    • Mayıs 2011 (1)
    • Şubat 2011 (4)
    • Eylül 2010 (1)
    • Ağustos 2010 (2)
    • Temmuz 2010 (7)
    • Haziran 2010 (4)
    • Nisan 2010 (5)
    • Mart 2010 (4)
    • Şubat 2010 (1)
    • Ocak 2010 (2)
    • Eylül 2009 (1)
    • Mayıs 2009 (1)
    • Nisan 2009 (2)
    • Ocak 2009 (4)
    • Aralık 2008 (3)
    • Kasım 2008 (1)
    • Ekim 2008 (2)
    • Eylül 2008 (2)
    • Ağustos 2008 (9)
    • Temmuz 2008 (3)
    • Nisan 2008 (1)
    • Ocak 2008 (4)
    • Aralık 2007 (1)
    • Kasım 2007 (1)
    • Ağustos 2007 (1)
    • Evleniyorum (7)
    • Sistem Analisti ve Ben (5)
    • Ben Matrix Miyim? (4)
    • Hazır Gıdaya Mı Başladınız? (4)
    • Yaptığı işten usananlar için pratik öneriler (3)
    • Kelimeler Dökülünce (2)
    • Yanında İşaret Fişeği Taşımak – Bölüm 1 (2)
    • Afyon’a veda ederken (2)
    • Yaya – Araç – Suç – Ceza (2)
    • Mezun olmadan yapılması gerekenler – 1 (2)
  • Kullanıcı girişi






    • Şifrenizi hatırlamıyor musunuz?
  • Son Yazılar

    • Yaptığı işten usananlar için pratik öneriler
    • Sosyal Medya – Medical Park ve Check Up
    • Zara’nın hissedarları 75′lik patronu kapıya koydu
    • Perakende Sektörü için Akıllı Telefon Uygulaması @Korea
    • Şoförler, Arabalar ve Yollar – Burak Günbal
  • Etiketler

    analist analiz arkadaş askerlik burak Disoriented dost düğün erman evlenmek facebook hastalık iş analisti kardeş kayak kompulsif lc waikiki mezuniyet motor myspace nikah obsesif obsesyon Osman Gazi Üniversitesi Oyunlar patron perakende ruh Sektörde Matematik 2011 Sistem Analisti ski snowboard superman takıntı tehlike tema mağazacılık twitter yüksek lisans ömer ömerman özyeğin İş Zekası İş zekası uzmanı ılgaz ılgazda ne yenir
  • Kategoriler

    • Aklımdakiler
    • Duyduklarım
    • E Dair
    • İş Analitiği
    • İş Zekası
    • Kurallar
    • Motivasyon
    • Oyunlar
    • Perakende
    • Şarkı Sözleri
    • Sistem Analisti
    • Teknoloji
    • TSQL
    • Yaşadıklarım
    • YSA
  • Arşivler

    • Ağustos 2011
    • Temmuz 2011
    • Haziran 2011
    • Mayıs 2011
    • Şubat 2011
    • Eylül 2010
    • Ağustos 2010
    • Temmuz 2010
    • Haziran 2010
    • Nisan 2010
    • Mart 2010
    • Şubat 2010
    • Ocak 2010
    • Eylül 2009
    • Mayıs 2009
    • Nisan 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Eylül 2008
    • Ağustos 2008
    • Temmuz 2008
    • Nisan 2008
    • Ocak 2008
    • Aralık 2007
    • Kasım 2007
    • Ağustos 2007
  • Bağlantılar

    • Aksa Petrol
    • Alay Onay
    • BizimEv
    • El Nuru
    • ForumFatih.com
    • Haber Oku
    • Keyifli Bir Mola
    • Melih Coşkun
    • Merak-ı Marketing
    • Ömer Erman
    • PhotoFatih
    • Suyunu Ailesi
    • Uğur Tılıkoğlu
  •  

    Ocak 2012
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Ağu    
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    3031  
  • Google FriendsConnect

Mystique theme by digitalnature | Powered by WordPress
RSS Beslemeleri XHTML 1.1 Üst