Aylık arşivler: Ağustos 2008

Inovasyon

Son zamanlarda hangi iş dergisini açsak, veya son yıllarda yayınlanan ve herkesin bahsettiği hangi iş kitabına baksak mutlaka “inovasyon” konusuyla karşılaşıyoruz.

İnovasyon dünya iş liderlerinin gündeminin en üst sırasına oturdu. IBM’in dünya çapında yürüttüğü ve raporu yeni yayımlanan araştırmada 765 CEO inovasyonun en önemli konu olduğunu söylediler. Mart 2006 tarihli, Global McKinsey araştırmasına katılan 3470 tepe yönetici, bugünün iş dünyasında değişime etki eden en önemli faktörün inovasyon olduğu düşüncesindeler. Price Waterhouse Coopers’ın Mart 2005’de yaptığı Trendsetter araştırmasının sonuçlarına göre de Amerika’nın en hızlı büyüyen özel şirketlerinin üçte ikisinin CEO’ları inovasyonun şirket çapında en öncelikli iş olduğunu ve iş sonuçları üzerinde önemli ve olumlu etkisi olduğunu söylediler. Yıl başında Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında da inovasyon ana temayı oluşturmuştu.

Peki dünya iş liderlerinin bu denli vurguladığı bu inovasyon konusu nedir ve Türkçe’de ne anlamamız gerekiyor inovasyon denilince?

İnovasyon, uluslararası literatürde, yeni fikirleri kullanarak veya mevcut bilgileri çok farklı yollarla uygulayarak ticari bir yarara dönüşen önemli değişiklik sağlama olarak tanımlanıyor. Aynı anda hem yeni bir teknoloji geliştiren hem de yeni bir pazar yaratan inovasyonlar mevcut düzeni bozan radikal inovasyonlar olarak adlandırılıyor.

Bugün artık hayatımızın bir parçası olmuş cep telefonları, kişisel bilgisayarlar, kompakt diskler hep birer inovasyon olarak ortaya çıkmış ürünler. Yine hayatımızı önemli ölçüde etkileyen internet de, globalleşmeyi ve dünyadaki rekabet düzenini etkileyen bir inovasyon. Bunlar kadar çarpıcı olmayan birçok inovasyon da var tabii ki.

İnovasyon, hem yaratıcı fikirlerden ticari fayda yaratma sürecine, hem de bu sürecin sonucunda ortaya çıkan yeni ürünler, hizmetler, veya iş modellerine verilen ad. Yani aynı kelime hem gerçekleştirilen süreci, hem de bu sürecin ürünlerini adlandırmakta kullanılıyor.

İnovasyon eskiden bir dahinin tek başına birşey icat etmesi veya akıllı birinin bir fikri alıp ticari faydaya dönüştürmesi olarak görülüyordu. Gerçekleşebilmesi parlak zekalı birine, biraz tesadüflere, biraz da şansa bağlıydı. Artık bunun böyle olmadığını biliyoruz. Bugünün iş dünyasında inovasyon bir kerelik değil tekrarlanabilir, sistemleştirilebilir ve şirketlerin yapısına yerleştirilebilir bir süreç. Bu nedenle şirketler tarafından öğrenilebiliyor ve şirketler bu öğrenme prosesine oldukça önem veriyor ve kaynak ayırıyorlar.

Ne oldu da inovasyon gelip bütün dünyada, bunca önemli iş liderinin gündeminin en başına oturdu?
Gelişen teknolojiler mesafeyi anlamsız hale getirdi.
VOIP denilen teknoloji sayesinde bedava veya bedavaya yakın telefon görüşmeleri, cep telefonları ile kişilere dünyanın herhangi bir yerinde ulaşabilme, birçok işin internet üzerinden görülebilmesi ve birçok hizmetin coğrafyadan bağımsız olarak alınıp verilebilmesi gibi gelişmeler sonucunda milyonlarca yeni insan global iş gücüne katıldı.

Globalleşme, yeni pazarlar ve yeni üretim merkezleri yarattı.
Başta Çin ve Hindistan olmak üzere, Asya ülkeleri üretim ve hizmet merkezleri olarak ortaya çıkmaya başladı. Bu ülkeler giderek kendileri için biçilen düşük katma değerli işler tanımının dışına çıkmaya ve kendi markalarını yaratmaya başladılar. Dünyada ekonomik faaliyetlerin ağırlığı batıdan doğuya kaymaya başladı.

Değişen yaşam tarzları ve beklentiler sosyal bir değişimi ortaya çıkardı.
Gelişmekte olan ülkelerde de potansiyel tüketiciler artık ihtiyaçlarının karşılanmasını beklemeye başladı. Ancak ortaya çıkan yeni yaşam biçimleri bu ihtiyaçların karşılanmasının birbirinin aynı ürünlerle olabilmesini zorlaştırdı.

Bilgiye ulaşım kolaylaştı, bilginin kullanımı serbestleşti.
Artık birçok bilgi parmak ucunda. Dünyanın herhangi bir köşesinden isteyen, istediği zaman, istediği kapsamda bilgiye, çoğu da bedava olmak üzere kolaylıkla ulaşabiliyor. Şirketler gibi tüketiciler de artık daha bilinçli ve bilgili hale geldi. Birçok mal artık satılmıyor, tüketiciler tarafından bizzat talep edilerek satın alınıyor.

Dünyadaki bu gelişmeler gerek şirketler gerekse de kişiler için ayırdedilebilmeyi zorunlu hale getirdi. Bir dönem, kaliteli ürün ve kaliteli hizmet ile sağlanabilen bu farklılık, tüketicilerin artık kaliteyi her üründe ve hizmette zaten bulunması gereken “hijyenik” bir faktör olarak görmeleri ile, artık sağlanamaz oldu.

General Electric’in verimlilik ve maliyet azaltma konularında büyük başarı sağlayan CEO’su Jack Welch’den sonra göreve gelen ve bir anlamda şirkette inovasyon çağını başlatan Jeff Immelt,batılı şirketlerin bir “metalaşma cehennemi” ile burun buruna olduklarını söylüyor. Herkesin aynı ürünler, aynı hizmetler, ve aynı (ve giderek azalan) karlılıklar ile kıyasıya rekabet ettiği bu “aynılık” batağından çıkışın tek yolunun sürekli fark yaratma yeteneğine kavuşabilmek olduğu bugünün iş dünyasında tartışmasız kabul ediliyor. Bu yeteneğe kavuşmanın tek yolu da şirketlerin inovasyon yapmalarından geçiyor. Çünki Kalite/Maliyet ekseninde yapılan rekabet “dibe yarış” sonucunu getiriyor, ve bu yarışın kazananı yok.

Önümüzdeki dönemde şirketlerin, hem bu darboğazdan kurtulabilmek, hem de bugün müşteri olmayan bir kesime ulaşabilmek için inovasyona sımsıkı sarılacakları anlaşılıyor.

İnovasyon kimin işidir?
Geçenlerde Business Week dergisinde “Dünyanın En İnovatif Şirketleri” listesi yayınlandı. Apple birinci olurken, onu Google ve 3M izledi. Bu listedeki 25 şirketin tamamı bugün artık önemli bir büyüklüğe ulaşmış durumdalar.

Listedeki şirketlerin en az yarısının hamurunda inovatif bir başlangıç var. Apple, Microsoft, Google gibi bazıları ya bir “garajda” ya da bir üniversitede başlamış, ve kurucuları gibi parlak insanların katılımıyla büyümüş yeni çağ şirketleri. Amazon, Starbucks, eBay gibi şirketler ise yıllardır var olan ürünleri alıp, bunlardan ciddi bir pazarlama inovasyonu yaratarak yola çıkmış ve karlılıklarını katlayarak arttırırken yeni pazarlar kurmuş şirketler. Bir de bunlara eklenen IKEA, Wal-Mart, gibi iş modelinde inovasyon yaparak başlamış ve bu sayede kendi sektörlerinde dünya lideri olmuş şirketler var listede.

Bunların hepsinin ortak noktası, daha ilk günden inovatif bir ürün, hizmet, veya iş fikri ile ortaya çıkıp,çalışma tarzları, sistemleri ve en önemli olarak da çalışanları ile bu yenilikçi tohum üzerine gelişip serpilmiş olmaları.

Doğal olarak bu gibi şirketlerde çalışanların da inovasyon sürecine katılımları daha kolay. Yakından bakıldığında, bu şirketlerin müşteriye çok yakın durduklarını ve trendleri çok iyi yakaladıklarını görmek mümkün. Ofislerinde, satış noktalarında yenilikçiliğin adeta havada solunabildiği, herbiri ayrı ayrı kitaplara konu olmuş, sürekli gündemde olan şirketler bunlar.

Dünyanın en inovatif şirketleri arasında yer alan, fakat daha geleneksel endüstrilerden gelen 3M, Toyota, General Electric, Procter&Gamble gibi şirketlerde ise bir inovasyon kültürü yerleştirecek dönüşüm zaman içinde sağlanabilmiş. Bunlardan 3M ürün inovasyonunda başarılı ilginç bir örnek. Şirket içinde efsane olmuş hikayelerden biri, kuvvetli bir zamk geliştirmeye çalışılırken ortaya çıkan çok zayıf zamkın kağıtlara uygulanmasıyla geliştirilen “Post-It” notları. 3M’de buna benzer başka “kazara inovasyon” hikayeleri de var. Böyle hikayelerin gururla paylaşılması, 3M’in kültüründeki hataları kucaklama yaklaşımının bir parçası…

Gıda, temizlik ve sağlık ürünleri şirketi P&G inovasyonun sadece şirket içinden değil her yerden alınabileceği politikasıyla “Açık İnovasyon” yaklaşımının liderliğini yapıyor. Toyota ve General Electric gibi dev şirketler de hibrid otomobiller, yenilenebilir enerji gibi yeni alanlarda yaptıkları inovasyonlarla rekabet-ötesi pozisyonlar yakalayabiliyorlar. Bu listedeki şirketler, hiçbir başarının kalıcı olmadığını ve gelecekteki sürdürülebilir karlı büyümelerinin inovasyondan geçtiğini yaşayarak biliyorlar. Bu nedenle inovasyonu şirket kültürlerinin temel direği haline getirmiş durumdalar.

Bu şirketlerden çok daha küçük olan ve gerçekten inovatif ürün ve hizmetler sunan şirketler de var elbette. Hatta ufak şirketlerde yenilikçi bir kültür oluşturmanın ve inovasyon gerçekleştirmenin bazı kolaylıkları olduğunu söylemek de pek yanlış olmaz. Şirket liderlerinin kararlılığı ve ölçeğin sağladığı avantajlar, çalışanların önemli bir kısmının inovasyona katılmasını sağlayabilir.

Büyük şirketlerde çalışanların tamamının inovasyon sürecine doğrudan katılması, özellikle dünyanın en büyük beyaz eşya şirketi Whirlpool’da denenerek Nancy Tennant Snyder’ın 2003 tarihli Stratejik İnovasyon kitabında belgelendi. Bu uygulama, Whirlpool 80 yıllık geleneksel bir endüstri şirketi olduğu ve “eski köye yeni adet” getirdiği için ilginç idi. Whirlpool’un o dönemdeki CEO’su Walter Whitwam, bütün çalışanların (61.000 kişi) katılımını öngören politikasını, “ancak herkesin katılımıyla şirketin kültürünü değiştirebilirdik, aksi takdirde çoğunluğu proses yönelimli insanların olduğu bir şirkette inovasyon kaybolurdu” diye açıklıyor. Whirlpool’un şirket çapında inovatif bir kültür oturtma aşamasını büyük ölçüde tamamladığını izlediğim yayınlardan biliyorum. Bugün Whirlpool, herkesin inovasyon yapmaya teşvik edildiği bir yapıdan, temel hedefleri aynı fakat biraz modifiye edilmiş bir yapıya geçmiş durumda.

3M, ve Google ise sürekli olarak çalışanlarının yaratıcı potansiyelinden yararlanmak için onlara iş saatlerinin %10 gibi bir bölümünü kendi seçtikleri ve üzerinde çalışmak istedikleri fikir ve projelere ayırmalarına olanak sağlıyorlar.

İnovasyon şirkette kimin işi olmalı? Bütün çalışanlar rol almalı mı? Herkesin sorumluluğunun bir parçası mı olmalı? Bu soruların, her şirket için uygulanabilir kolay bir cevabı yok. Gerçek olan şu ki, Fikir Üretme aşamasına şirketteki herkesin, hatta dış kaynaklardan gelecek fikirlerin de katılabilmesi gerekli.

Organizasyonlarda, çalışanların kafasında iyi fikirler olabilir. IBM’in 2006 Global CEO Araştırması’na göre inovatif fikirlerin %41’i çalışanlardan geliyor. Önemli olan, birinin aklına parlak bir fikir geldiği zaman bunu sisteme sokacak mekanizmaların olması, fikirlerin doğduğu noktada eleştirilip bastırılmaması ve uygun bir değerlendirme sisteminden geçtikten sonra bir karara bağlanması. Fikirlerin belli bir hedefe hizmet eder nitelikte olması da verimsizliği önleme açısından önemli. Eskiden bu amaçla kullanılan “Öneri Sistemleri” şeklindeki uygulamalar çeşitli darboğazlar ve iyi çalışmamaları nedeniyle demode oldu. Şimdi daha geçerli fikir yönetimi araçları var.

Fikir Üretiminden sonraki aşamaları organize etmek için hangi modelin seçilmesinin uygun olacağı ise duruma ve şirketin inovasyon stratejisine göre değişiklik gösterebilecek bir karar. Bir şirketin inovatif bir başlangıcı olması veya inovasyon kültürü ve sistemlerinin yerleşmiş olmasının, çalışanların daha geniş bir kısmının inovasyon sürecine katılmasını teşvik etmesi beklenir. Bunun dışında, inovasyon platformları olarak da adlandırılan belli inovasyon temaları etrafında yapılacak spesifik örgütlenmeler verimliliği arttırabilir.

İnovasyon şirketler için hayatta kalabilme ve sağlıklı büyümenin temel şartı. Sağlıklı bir uygulama için şirketlerin özelliğine, yapısına ve şirket liderliğinin amaçlarına göre şekillendirilmesi gereken bir süreç. Bütün çalışanların özellikle fikirleriyle katkıda bulunabilecekleri ve geliştirdikleri fikirler ve yetenekleri çerçevesinde doğrudan da katılabilecekleri esneklikte bir sistem bugün genel anlamda daha geçerli bir yaklaşım.

Ali Özgenç
Algoritma Business Consulting LLC Genel Müdürü

Kural 4

Değerini yitirdiğin yerde, geri kazanamayacaksan durmanın anlamı yoktur.

Güzel Söz: Korku; cesaretsizlik için bir bahane değil, cesaret için bir fırsattır.

Kural 3

Yapmak istediğini değil, Yapılması istenileni yap

İnsanın hayal gücünü kısıtlayan, insanın çalışma isteğini azaltan bir kural. Zaten belli bir yerden sonra insan robottan farksız oluyor…

Kural 2

İş hayatında başkasının iyiliği için kariyerini tehlikeye atma.

Bu biraz ağır gelmiş olabilir amakim bilir yapılan bir hata hep sizin yüzünüze vurulmayacağını….

Kural 1

Her Doğru Her Yerde Söylenmez

Eğer önemli olduğunu düşündüğün bir şey varsa bunu her yerde söyleme. Söylemeden önce, sonrasını düşün. İyi düşün…

Değişim – Öncesi Ve Sonrası

Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. Herşey değişiyor. Değişmeyen bir tek şey bile yok etrafımda. Ben bile değişiyorum. Bir günümün bir günüme uymaması benim için bir değişimdir. Daha dün ssitem analisti olarak Assesmentlara girerken, bugün çok farklı bir göreve getirildim. Sanki yeniden işe başlamak gibi bir duygu bendeki. Ama kaygı ile karışık.

Önceki yazımda soruduğum gibi, Bundan 5 sene sonra nerde olmak istiyorum. Sanırım bu sorunun cevabını artık biraz olsun tahmin edebiliyorum.

5 sene sonra, Merchandising’in tüm ayrıntılarını bilen bir analist olmak istiyorum.

Bunu gerçekten istiyor muyum? Evet istiyorum ve bunu yapabilmek için eksi yönlerimi düzeltmek için gerekenleri yapacağım.