Aylık arşivler: Ekim 2008

Paylaşmak İçin Kaç Kişiye İhtiyaç Var – Ferruh MaviTuna

Hep aklımdaki bir sorudur, bir şeyi kaç kişi ile paylaşırsanız bu paylaşıma değmiş olur. Mesela twitter hesabınızı kimse takip etmiyorsa twitter’ a mesaj göndermenin bir anlamı var mı?

RSS’ inizi kaç kişi okursa ya da sitenize günde kaç kişi gelirse bu sitede yazmaya değer? Yoksa bu paylaştığınız kişi sayısı ile kişisel tatmin bir birinden bağımsız olarak mı çalışıyor? Bir kaç seferinde teknik sorunlardan dolayı yazdığım yazıları kaybettim. Onları bir daha oturup yazmamıştım çünkü benim için esas olan yazmaktı, dolayısıyla kişisel tatmin tamamlanmıştı ama bazen yazıyorsunuz çünkü gerçekten paylaşmak istiyorsunuz.

Aynı konu rapidshare’ da dosya paylaşmak ya da youtube’ da video yayınlamak için de geçerli. Bir youtube videosunu hazırlamak upload etmek için 3 saat harcadıysanız ve onu sadece 170 kişi izlediyse, bir daha bu tip bir şey yaparmıydınız? Soruyu devam ettirebiliriz yazdığınız bir kitabı kaç kişi okursa bu kitabı yazmış olmaya değer?

Mesela bu nedenden dolayı bazı teknik yazıları Türkçe hiç yayınlamıyorum çünkü harcadığım vakte değmiyor. Konu çok teknik ve spesifik olunca zaten çok az kişinin ilgisini çekiyor, bu az kişinin %75 i ingilizce biliyor oluyor dolayısıyla bir yazıyı sadece 10 kişi için Türkçeye çevirmiş oluyorsunuz, bu da harcadığınız vakte genelde değmiyor

Not: Yazı Ferruh Mavituna‘nın kişisel sitesinden alıntıdır.

Yanında İşaret Fişeği Taşımak – Bölüm 2

Birinci Bölüm :Yanında İşaret Fişeği Taşımak – Bölüm 1

Özet: Denizin ortasında kalmıştık ve hava bozulmaya başlamıştı. Karanlık bulutlar yavaş yavaş yaklaşmaktaydı. Baba ve Ömer motoru çalıştımayı denemenin faydasız olduğunu ancak motora bağlı akünün bitmeye başlaması üzerine anladılar. Ben ise hala düdük çalıyordum biri duyar umudu ile. Kimsede duymaz mı kardeşim..

Küreksiz denize açılmaktan daha tehlikeli bir durum varsa o da Sabri ile denize açılmaktır. (Tuzla Atasözü)

Şom ağızlıyım bunu kabul ediyorum. Ama kendimi hep en kötü olasılıkları düşünmekten alamıyorum. Bir düşünsenize.  Kendinizi benim yerime koymayın. Pesimistik bir insanım sanırım. Konumuzda bu değil zaten. Kurtulmak için yaptığım öneri kabul edilmesin istiyordum çünkü deniz kirliydi. Aslında kulağa saçma bile geliyordu ama tek çaremizdi belkide. “Paletleri giyip tekneyi yavaş yavaş çekmekten” bahsediyordum. Gülmeyin. O anda en mantıklı fikir buydu. Ama kimse kabul etmedi (Kimse =Baba ve Ömer)

Artık beklemekten sıkılmıştık. Yeni aldığım portatif oltayı bile deneyememiştim. Zaten işe yarar bişeye benzemiyordu. Ama onla balık tutmak çok eğlenceli olurdu.  Bir anda olan oldu. Bir yıldırım düştü ve her yer bembeyaz oldu. Göremiyordum. Bir anda bir sıcaklık ardından soğuk bir şok etkisi. Gözlerimi açtığımda suyun içerisinde dibe doğru gidiyordum. Bilinçdışı nefesimi tutmuş olmam hayatımı kurtarmıştı belkide. Hemen yukarı yüzdüm sudan başımı çıkartmaya korkuyordum çünkü babamı ve ömeri görememekten korkuyordum. Fakat bunu yapmak zorundaydım çünkü nefesimi daha fazla tutamayacaktım. Ben bunları suyun altında düşünürken bir el beni suyun üzerine çekti. Ömerdi bu. Teknenin parçalanmış parçalarından birinin üstüne çıkmış ve benide üstüne çekmişti. Öksürüyordum. Su yutmuştum. Ama farkında bile değildim. Babamın nerde olduğunu ömere sorduğumda ömer yüzünü ekşitti. Kalkıp halsiz bir şekilde suya atlayacakken arkadan babamın sesini duyduk. Teknenin parçalanan diğer yarsında idi. “Hey Yardım Edin”

O an kendime geldim. Ömer beni tokatlıyordu. Rüya ile gerçeğin arasında ömere iki yumruk attım. Farkında bile değildim. Gözlerimi açtığımda babamın uzaktan geçen bir tekneye “Hey Yardım Edin” diye bağırdığını gördüm. Ne yani herşey bir rüyamıydı derken Bir anda olan oldu. Bir yıldırım düştü ve her yer bembeyaz oldu. Göremiyordum…. vs.

Neyse uzaktan geçen tekne yanımıza gelip bizi kıyıya kadar çekti. Kıyıda tekneyi bağladıktan sonra eve gittik. Sonra fırtına patladı. Yağmurda biraz dolaştım. Sonra eve girip duş aldım.

Asla kürekleri unutma, varsa işaret fişeği al, yoksa Sabri’yi alma.