Aylık arşivler: Şubat 2011

Sektörde Matematik 2011

4 Şubat 2011 tarhinde mail olarak gelen bir davetten bahsetmek istiyorum. Onore olduğum bir davet. Eskişehir Osman Gazi Ünivetsitesi, Matematik ve Bilgisayar Kulübü tarafından organize edilen “Sektörde Matematik 2011” adlı organizasyona konuşmacı olarak çağırıldım.

Organizasyonun sektörleri; bilişim, finans, akademisyen ve eğitim olarak belirtilmiş.
“Bilişim teknolojilerinde ihtiyaç duyulan personel profili, bununla ilgili pozisyonlar, bölüm öğrenci arkadaşlarımızın staj, mezun arkadaşlarımızın işe alım süreçleri ve bölümümüzün avantajları” konularındaki fikirlerimi ve yaşadığım tecrübeleri paylaşmam isteniyor.
Şu anda Parakende Sektöründe Bilişim Teknolojileri kullanmam, bu tanıma uyduğumu gösteriyor. 🙂

Yakın zamanda bu organizasyonda genel olarak neler bahsedeceğimi sesli düşünme tarzında blog üzerinden yayınlamayı da düşünüyorum.

Bu daveti tarafıma ulaştıran Esma Hanım’a ve organizasyon ekibine burdan teşekkürlerimi iletiyorum. Ayrıca bu teklifin tarafıma sunulmasına vesile olan sevgili bloguma da teşekkür ediyorum 🙂

Organizasyon Hakkında Bilgi İçin Facebook sayfasına bakabilirsiniz.
Link

Kaburgam Kırık Mı?

Daha önceki yazımda bahsettiğim Ilgaz Tatilinde Snowboard yaparken uygunsuz bir düşüş yaparak vücudum çeşitli yerlerinden kemik sesi gelmesine sebep olmuştum. Board yapmayı biliyordum ama uzun süredir board yapmamanın etkisiyle reflekslerim bayağı bir zayıflamış. Ayrıca vucudun kayak yapmaya alışması sonucunda, board yaparken yanlış refleksler vermesi yanlış düşüşlere sebep oluyor. Yine hızlı bir zirve inişi sırasında, iniş sırt tarafında iken sağa dönüş yaparken sağ kaburgamın üstüne bir düşüş yaptım. Ardından gelen kemik sesleri benim yerden kalkamayacağımı ve güzel bir tatili başlarken son bulacağına işaret ediyordu. Fakat vücudun esnekliği ve kemiklerin dayanaklılığı konusunda bir kez daha şaşırdım. Ayağa kalktım ve akşama kadar kaymaya acıyla da olsa devam ettim.

Bu olayın gerçekleşmesinden 3 gün sonra tekrar board yaparken aynı kaburgamın üzerine 4 kere düşünce canım artık iyicene acıdı. İnsan kendini oraya düşmemek için sıktıkça daha sık düştüğünü anladım.

Bu acıyla 1 hafta geçirdikten sonra, sonunda bugün doktora gittim. İddaa ediyordum. Kaburgam kırık benim diye. Ama çatlak bile çıkmadı arkadaş. Doktor bile, “Ee kırık yok çatlak yok ama Kıkırdaklar ezilmiş o yüzden çatlak tedavisi uygulayacağım” dedi. Kırıklık konusunda iddaaya girdiğim arkadaşlara en yakın zamanda yemeklerini ısmarlayacağımı burdan bildiririm.

Ilgaz’da Ne Yenir

Bir Önceki yazımda, Ilgaz’da ne yenir diye google’a sorduğumu ve cevap alamadığımı söylemiştim. Google Örümcekleri boş durmamış ve beim yazımı hemen indexlemişler. Bu sayede artık Ilgaz’da ne yenir sorusunun cevabı var.

Ilgaz’da Yeşil Ilgaz Pide ve Kebap’ta rahatlıkla yemek yiyebilirsiniz. Resimleri ekleyeceğim diyorum ve ekleyeceğim inşallah.

Kuşbaşılı Pidesini yedim ve onu tavsiye edeyim. Aç kalırsanız gidip otellerin yemeklerine paralarınızı dökmeyin. Tabi otelde kalıyorsanız da her gün gidip ılgazda da pide yenmez 🙂

Ilgaz Tatili – 2 – yazımla tekrar karşınızda olacağım 🙂

Ilgaz Tatili – 1 –

Bu tatilde her güzel şey gibi bitti. Tam ihtiyacım olan zamanda çok güzel bir tatil yapma fırsatı buldum. 01.02.2010 tarihinden beri aralıksız olarak çalışıyordum. 1 senemi doldurur doldurmaz, ailece tatile gittik. Ailece terimini açacak olursak, Ben, eşim Zehra, Babam, Annem ve kardeşim Burak. 12 Şubat 2011 tarihinde başlayan tatilim, 20 Şubat 2011 tarihinde son buldu.
Cuma akşamından çantalarımızı hazırladık ve Cumartesi sabah erkenden yola çıktık. Gerçi Annemleri uyandırmasak ( ki görülmüş şey değildir 🙂 ) daha geç çıakrdık ama saat 10 gibi yola çıktık ( Erken :S ).

Ilgaz nerededir?
Yeri: Batı Karadeniz Bölgesinde, Çankırı ve Kastamonu il sınırları içerisinde yer almaktadır.

Ulaşım: Milli Park alanına Çankırı-Kastamonu Devlet Karayolu ile ulaşım sağlanmakta olup saha Kastamonu’ya 45 km., Ankara’ya 200 km., İstanbula 455 km. uzaklıktadır.

Özelliği: Orta Anadolu’dan Kuzey Anadolu’ya geçiş kuşağında yükselen Ilgaz Dağlık yöresinin arazi yapısı genellikle serpantinler, şistler ve volkanik kayaçlardan meydana gelir. Sahada yer yapısı kadar dağ oluşum hareketleri yönünden de ilgi çekici örnekler bulunmaktadır. Ülkemizin en uzun ve en hareketli kırık hattı olan kuzey Anadolu fayı, Ilgaz Dağının güney eteklerinden geçer. Ayrıca saha değişik karakterde vadiler sırtlar ve doruklardan meydana gelir, üstün peyzaj güzellikleri sunan jeomorfolojik yapıya sahiptir.

Ilgaz Dağının eteklerinden doruklarına doğru gelişen karaçam, sarıçam, göknar hakim ağaç türlerinden meydana gelen bitki örtüsü, zengin ormanaltı topluluğu ile desteklenmektedir. Bol ve bütün yıl akışlı akarsuları ile zengin bitki örtüsünün oluşturduğu şartlar karaca, geyik, yaban domuzu, kurt, ayı, tilki gibi yaban hayatı türlerine uygun yaşama ortamı sunmaktadır.

Milli Parkın diğer önemli bir kaynağı da kış sporları imkanıdır. Ilgaz Dağının bu doğal ve rekreasyonel kaynakları ana özelliğini oluşturur.
Kaynak

Son cümleden de anlaşılacağı üzere, kış sporu yapmaya gittiğimiz bir tatildi. Saat 14:00 civarı Ilgaz’a ulaşmıştık. Önümüzdeki tek engel, aç karnımızı doyurmak ve ılgazın eteklerini tırmanmaktı. Hemen 3G ile google’a bağlandım ve “Ilgazda ne Yenir” diye arattım. “Ilgazda ne Yenir” için hiçbir sonuç bulunamadı diye google bana cevap verdi. Ben de tırnak işaretlerini kaldırıp aradım. “Ilgaz’da otellerinkiler dışında bir tek yeme içme yeri bulunuyor. Zirve Cafe.” diye bir cevap verdi. Halbuki Zirve Cafe denilen yere çıkmak için deveyle beraber hendekleri atlamanız gerekiyor. Fakat biz açtık ve babam google’a güvenmediğini söyledi. Ben de kendisine katıldım. Ilgaz’ın merkezine gittik. Şehir merkezine diyebiliriz. Sonra sokaklarda dolaşıp eli düzü yüzgün bir restorant ya da pideci aramaya başaldık. Kendimi yabancı gibi hissettiğimi söylemek zorundayım. Bir iki üç derken yaklaşık 6 yerin önünden geçtik. Zaten ufak olan yerdeki tüm yemek yenebilecek yerleri gezmiştik. (Bu arada içeri girip çıkmıyoruz tabikide. Dışarıdan gözle anlamaya çalışıyorduk) Sonunda bir pideciyi gözümüze kestirdik ve içeri girdik. Taş fırını alev alev yanıyordu. İçerisi sıcak ve temizdi. İnsanlar temiz yüzlü ve temiz giyinimli idi. Oturduk. Siparişlerimizi verdik. (Yediğin söylenmez Sabri ayıp) Kuşbaşılı pide söyledik. Sonra adam siparişi aldıktan sonra dükkandan çıktı ve bir süre sonra elinde bir paketle geri geldi. Siparişi alan kişi, elimizde kuşbaşılı pide yok demedi ve gidip hemen kuşbaşı yaptırıp geldi. İçeceklerimizi sorduğunda, Ayran dedik ve hangi markalar olduğunu sorduk. Ne istersiniz diye sordu. Yani siz isteyin ben bulup getiririm diyordu. Söyledik getirdi. Soda istedik, yok demedi onu da gitti aldı getirdi. Şaşırtıcı derecede kibar ve müşteri memnuniyeti ön planda idi. Hemen taze sebzeler doğrandı ve güzel bir salata hazırlandı ve testi de su ile servis yapıdlı. Ben İstanbul’da böyle hizmet görmedim arkadaş. Sonunda pideler geldi ve asıl soru işareti cevaplandı. Acaba pideler nasıldı? Pideler 10 numara idi. İstanbulda Pide de Samsun’dan sonra yediğim en güzel pide diyebilirim. Fiyat Performans olarak baktığımda Pide De Samsun’u da geri de bırakan bir lezzeti vardı. Hamuru incecik ve etler tam kıvamında pişmiş çok lezzetli bir pide idi. Hem doyurucuydu hem de şişirmiyordu. Hani pide lahmacunu yedikten sonra gece uyurken hazımsızlık yapar ya. Artık suyundan mı hamurundan mı bilmiyorum, hiç problem olmadı. Sonuçta yemeğimizi yedik üstüne cila olsun diye 1 pide daha ortaya söyledik yedik 🙂
Sonunda hesap geldi. Ve Anadolunun gözünü seveyim. Çok uygun bir ücrete çok temiz ve çok lezzetli bir pide yemiş olduk.
Resimleri  buraya ekleyeceğim.

Karnımız tok, gözümüz pek Ilgaz dağını tırmanmaya başladık. yol kenarındaki Kar oranı tepeye çıktıkça artıyordu. Milli Park girişinde artık arabaların zincir takmasını gerektirecek kadar artmıştı. Neyseki Kar lastiği icat edilmişti ve bizde de o icattan mevcuttu.
Kalacağımız tesise yani Ilgaz Mauntain Resort’a ulaştık. Odalarımıza yerleştik ve çayımızı demleyip muhabbete başladık. Yarın büyük bir gün olacaktı çünkü Zehra’ya kayak dersi verecektik. Acaba kendisi kısa sürede öğrenecek miydi yoksa bir tarafını kırıp tatil zehire mi dönüşecekti? Belki de hiç öğrenemeyip bütün gün evde oturacaktı. Bunların hepsinin cevabı bir sonraki yazımda 🙂