Eylül 28th, 2010ERP Sistem Analisti

- Ooooo Sabri Uzun Zaman oldu. Naber?
- Şükür. Koşturmaca devam ediyoruz.
- Nasıl işler? Zeki oldunuz mu :) Nasıl gidiyor İş Zekası?
- Bizim Title (ünvan) değişti. Biz ERP Sistem Analisti olduk.
- Hadi ya. Hayırlı olsun. Ne yapar bu İARPİ’ciler.
- Bütünleşik, entegre sistmeler ile, şirket kaynaklarının doğru kullanılmasını sağlayacağız.
- Hani siz kıyafet satıyodunuz. Kaynakçı mı oldun?
- ?!@€!’^%
- Bu arada senin kaç oldu? 7. mi bu 8. mi? Ehieiheihe :D

Ağustos 19th, 2010Portal 2

Portal’ı daha önce oynadıysanız, çerez tadında, bağımlılık yapan fakat kısa süren, çok eğlenceli ve bir o kadar düşündüren, pratik zeka gerektiren bir oyundu.

Gamescom 2010′da Portal 2 için Oyun içi videolar yayınlanmış. Uzun bir oyun bizleri bekliyor gibi. Buyrun izleyelim.

Part 1

Part 2

xbox360movies.ign.com/xbox360/video/article/111/1114055/gc10_portal2_demo1_81810_flvlowwide.flv

Ağustos 19th, 2010Sosyal Ağların Tehlikeleri

ntvmsnbc haber sitesinde okuduğum bir haberi paylaşmak istiyorum

Facebook’a üyeleri ileride pişman mı olacak?

Google’ın CEO’su gençleri uyararak ileride Facebook, Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerine koydukları fotoğraf ve kişisel bilgiler yüzünden pişman olabileceklerini söyledi.

Çağımız özellikle de son 10 yıl mahremiyetin neredeyse tamamen bittiği zaman olarak adlandırılabilir. Şu günlerde kimi kişisel bilgilerimizi, özel sırlarımızı saklamak için çılgınca çabalayabiliriz ancak çok yakın bir zamanda bu imkansız olacak gibi.

Google’ın CEO’su Eric Schmidt son gelişmelerle ilgili olarak verdiği bir mülakatta, “Ben kamuoyunun her şeyin, her zaman bilinmesini, bulunabilmesini ve kaydedilmesini anladığını sanmıyorum. İleride insanlar bu durumdan rahatsız olup, isimlerini değiştirecek, hatta yeni birer kişilik yaratacaklar” dedi.

Teknoloji meraklısı işverenler, iş başvuruları değerlendirirken, Facebook ve Twitter profillerine de bakmaya başladı.
Haberin devamı ↓reklam

Sosyal ağ siteleri üzerindeki güncellemeleri nedeniyle işinden olan insan sayısının giderek artıyor. Amerikan teknoloji devi Cısco’da işe alınan bir internet kullanıcısı, yeni kabul olduğu işten nefret ettiğini paylaştığı için, işbaşı yapamadan kovuldu.

Schmidt ayrıca gençlerin sosyal paylaşım sitelerine ekledikleri fotoğrafların ve videoların ileride iş ararken kendilerini zor durumda bırakabileceği uyarısını da yaptı.

20 yıl önce bir kişinin profili çıkarmak için çok fazla uğraşmak gerekiyordu ve bu İşin maliyeti de yüksekti. Doğu Alman istihbaratı Stasi’nin bu işle ilgili binlerce çalışanı vardı.

Şimdilerde ise bir gece klübünde hoşlandığınız bir kızın fotoğrafını cep telefonunuzla çektikten sonra imaj tanıma programları sayesinde onun üye olduğu sosyal paylaşım sitelerine ve diğer bilgilerine ulaşabiliyorsunuz. Bu teknoloji şu anda mevcut.

Schmidt de bunu destekleyerek, “14 fotoğrafınızla sizin kim olduğunuzu söyleyebiliyoruz” diyor.

On yıl önce iş yerindeki bir partide sarhoş olunca bu sadece iş arkadaşlarınızın bildiği bir durum olarak kalırdı. Şimdilerdeyse YouTube ve benzeri siteler sayesinde her olay anında tüm dünyada izlenebiliyor.

İnternet’in yaratıcılarınan Robert Cailliau, “Benim Twitter’da, Facebook’ta, Linkedln’da veya benzer bir sitede üyeliğim yok. Onlar ruhunuzu emiyor ve sizin gitmenize izin vermiyor” diyerek insanları uyarıyor.

Ayrıca unutmamak gerek ki Google gibi arama motorları dijital geçmişleri hiçbir zaman silmiyor.

Temmuz 27th, 2010Mobil upload

Evet bu yaziyi cepten yaziyorum. Gayet basarili.

Temmuz 20th, 2010Toka(t)a(t-k)ıyorum

Annemle Ablam arasında geçen telefon görüşmesi

Ablam : Anne, ben Elif Rana’ya (kızı yani yiğenim) tokatakıyorum

Annem : Ne! Senin kafanı kırarım. Biz sana öyle mi yapıyorduk. Sen bizden böyle mi gördün.

Ablam : Ama anne ne var bunda kızım değil mi?

Annem : Kızın demek. Duymamış olayım. Nasıl yaparsın bunu?

Ablam : Ama anne hatta ben dolma yapıyorum.

Annem : Ne dolması, konuyu değiştirme. Gözüme gözükme.

Ablam : Ya anne sende toka takardın bize.

Annem : Ben size bir tokat bile atmadım kızım.

Ablam : Ne tokadı?

Annem : ….

Ablam : …..

Sabri : :D

Bir önceki yazımda Burak’ın Özyeğin Üniversitesinde katıldığı Oyun atölyesi programından ve yaptığı oyundan bahsetmiştim. Bu organizasyona katılan Merlin’in Kazanı yazarlarından Mahmut Saral’ın gözlemleri ve incelemeleri yer alan yazı Merlin’in Kazanı sitesinde yayınlandı.

Aşağıda yazının giriş ve Burak ile olan kısmını bulabilirsiniz. (İlk ilgisini çeken bizim elemanlar olmuş ve önceliği bizimkilere vermiş. Güzel haber :) ) En aşağıda haberin linki bulunmaktadır.

Oyun Atölyesi

Geleceğin yapımcıları için Oyun Atölyesi

Yüz milyonlarca tutkulu oyuncuya hitap eden oyun sektörü, her geçen yıl daha da büyüyerek yoluna devam ediyor. Bu gelişen sektöre kayıtsız kalmak tabii ki mümkün değil. Son dönemde ülkemizde, özellikle üniversiteler aracılığıyla başlayan çalışmalar sevindirici. “Biz oyun yapamayız” ön yargısının yavaş yavaş ortadan kaybolduğu günümüzde, genç ve yetenekli beyinlere sağlanan destekler sayesinde bu piyasada bizim de söz sahibi olmamız büyük bir olasılık.

Geçtiğimiz günlerde Merlin’in Kazanı olarak Özyeğin Üniversitesi’ndeydik. Oyun Atölyesi başlığı altında düzenlenen eğitim programını yakından görme ve konu hakkında detaylı bilgi alma şansına eriştik. Prof. Dr. Tanju Erdem ile yaptığımız görüşmede, ikincisi düzenlenen bu organizasyonun devam edeceği müjdesini aldık. Birçok önemli projede yer alan ve Culpa Innata isimli 3 boyutlu macera oyununu da hazırlayan Erdem, ilerleyen yıllarda oyun geliştirmeyle ilgili bir Master programının da açılabileceğinden söz etti.

Öğretim görevlilerinden İsmail Arı ise, oluşan tablodan oldukça mutluydu. Yapılan çalışmalar hakkında bize sürekli bilgi veren Arı, ayrıca öğrencilerin ihtiyaç duyabileceği her türlü konu hakkında da sürekli iletişim halindeydi.

Nedir Oyun Atölyesi?

Oyun Atölyesi’nde, Türkiye’nin dört bir yanındaki liselerde eğitim gören öğrenciler bir araya getiriliyor. Bir haftalık kısa süre zarfında, oyun tarihi hakkında temel açıklamalar yapılıyor  ve kullanılacak ekipmanlar hakkında bilgiler veriliyor. Geriye kalan son 1-2 günlük dilimde de öğrenciler, öğrendikleri bilgiler kapsamında istedikleri oyunları tasarlamaya çalışıyor. Genç arkadaşlarımız zaten konu hakkında bilgili. Çoğu daha önce bazı kodlama dilleriyle ilgilenmiş veya program yazmış. Bu eğitim süreci boyunca da yapılması gerekenler konusunda doğru yönlendirmelere tabii tutuluyorlar.

Atölyeye adım attığımda gerçekten sıcak bir ortam vardı. Sadece arkadaşlık anlamında değil, hava anlamında da fazlasıyla sıcaktı. Her yanda açık bilgisayarlar ve aynı zamanda çalışma stresinden bir süreliğine uzaklaşmak isteyen öğrenciler için oyun konsolları da hazır tutulmuştu. Hangi PC’ye baksam, ekranlardan kodlar akıyor, adeta fışkırıyordu. Ortama uyum sağladıktan sonra artık sıra, oyunlara göz atmaya ve her biri hakkında ufak ufak bilgiler almaya gelmişti.

Kimi arkadaşlarım kendilerini fazlasıyla uğraşlarına vermişti, öyle ki vakit kaybetmemek için deyim yerindeyse dış dünya ile bağlantılarını koparmışlardı. Bazıları ise, kolaylıkla dikkat çekiyordu. Ben de dikkatimi çeken ilk noktaya doğru hareket ettim. Ekranda iki adam, iki silah ve iki duvar duruyordu. Nedir bu arkadaşlar diye sordum, yanıtları da içtenlikle gelmeye başladı…

Disoriented Bulletstorm Revenge

Burak Suyunu ve Çağlar Özçetin tarafından hazırlanan bu oyun, iki askerin birbirlerine karşı üstünlük kurarak hayatta kalması üzerine kurulu. Biri sol, diğeri sağda yer almak üzere iki kişi, çevredeki bomba ve silahları ele geçirerek, karşısındaki rakibini öldürmeyi amaçlıyor. Oyunu klavye üzerinden iki kişi aynı anda oynayabiliyorsunuz. Ayrıca “ben bomba buldum, yaşasın” derken, bir tuzağa da kurban gidebiliyorsunuz. Bu gibi sürprizler de gayet hoş olmuş. Ateş etme mekanizması da güzel. Mermiye duvarlar aracılığıyla yön verebiliyorsunuz. Futboldaki “duvar pası” deyimini kullanırsam, anlatabilirim sanırım. Mermiye yön vermek için üst – alt zeminler ve duvarlar kullanılabiliyor.

Hoşuma giden bu oyun hakkında bazı tavsiyelerimi de arkadaşlarıma söylemeden edemedim (tabii ki tavsiye olarak). İlk tavsiyem, karakterlerin saklandığı duvarlar hakkındaydı. Eğer onlar hareket ederse, saklanmak için arkasına geçen kişiler de bir anda korunmasız pozisyona gelebilirdi. Bu da heyecanlı anlara yol açabilirdi. Bunu söyledikten kısa süre sonra yanıma geldiler ve “tamam, yaptık” dediler. Gerçekten de güzel olmuştu. İkinci önerim de oyuna hem hareketli duvar, hem de hareketsiz duvar olmak üzere iki mod tasarlamalarıydı. Eminim ki bu ve benzeri düşünceleri vakit buldukça deneyeceklerdir.

Yazının tamamına burdan ulaşabilirsiniz.


© 2007 Sabri Suyunu | iKon Wordpress Theme by TextNData | Powered by Wordpress | rakCha web directory