Sosyal Ağların Tehlikeleri – MySpace

Yahoyt.com adresinde çıkan bir habere göre, MySpace üyelerine ait kullanıcı bilgilerini parayı verene satmaya başlamış. Şimdi akıllara şu soru geliyor. Böyle bir şeyi yapmaya hakları var mı? Ne yazıkki var. Çoğumuzun kayıt olurken Tamam diyerek geçiştiği kullanıcı sözleşmesine göre, siteye girilen tüm bilgiler Myspace’e ait oluyor. Bu yüzden kullanıcılarında hiç bir hukuki hakkı kalmıyor.

Kişisel bilgilerin içinde kullanıcılarına ait fotoğraflar, kişisel blog bilgileri, şehir, durum ve kişi hakkındaki görüşler var ve bunlar satış, pazarlama ve anket şirketlerine satılmaya başlandı. Hatta ilk müşteride InfoChims adlı bir firma.

Sosyal ağlar, facebook, myspace, twitter vs. Attığımız her adımdan haberdarlar. Bu bir tehlike değil midir?

İş Analistleri (BA) için tavsiyeler

Güzel yazı. Yakın zamanda tercümesini de yayınlamak isterim. İş Analistleri, sistem analistleri, sistem geliştirme uzmanlarının okuması gereken bir yazı…

Ten Bad-Ass BA Techniques

Written by Cecilie Hoffman

Plus Four Fundamental Principles

Principle #1. Leave your ego at the door

You are a business analyst – you have a license to ask dumb questions; it is your responsibility and your job! So ask the dumb questions, admit you don’t know, ask for input, show work at early stages, don’t let your own ego-fears-pride get in the way of problem solving.

Put your team in the spot light, put yourself behind the curtain.

Principle #2. Authority is 20% given & 80% taken – take it!

Don’t wait for permission, ask for forgiveness.

Manage those meetings!

Principle #3. Acknowledge people

Sometimes you have to push people or ask them to do more than is normal to expect. You can thank them for their help but over time, your thanks may develop a hollow tone. Take the time to recognize people’s efforts in a way that means something to the individual; creative ways of saying “thank you” are remembered for a long time and create a positive impression and a good relationship.

Nominate them for an award

Send a message to their boss – what you needed, why the person’s professional conduct and timely response saved your butt

Send a message to the person

A “thank you” card – there are many cyberspace sites that offer electronic cards

A simple email message acknowledging the person’s effort

Include a .jpg of a plate of tasty goodies like cookies, chocolates, or samosas

Principle #4. If you don’t fail on occasion, you aren’t trying hard enough

Progress and innovation come from holding on to the idea despite the inevitable series of failures. If the consequences of your taking initiative results in a backfire

Acknowledge verbally that you may have gone too far in your attempt to actively engage in moving the project along the path to success

Ask the person if there is a better way for you to accomplish your goal. Smile; deflect any barbs that might come your way.

Learn from the failure. Don’t get defensive – nothing ventured, nothing gained!

The Ten Techniques

Remember, these are the “bad-ass” techniques. Use them with care, especially if you are risk-adverse.

Managing meetings

1. Use “roll call” to obtain explicit decisions. In meetings (telephone or in person), do not accept silence as a response! Instead of asking, “do we all agree?” instruct people to express their concerns with this prompt, “If you disagree, speak up now.”

2. Provide a suggested agenda to focus activities at a standing meeting.

3. Use Actions-Decisions-Issues to record meetings.

Facilitating communication and understanding

4. Share bad news early

The sooner “management” or “leadership” knows there’s a problem, the sooner they can start working on it.

If you use the red-yellow-green flag paradigm: extend the paradigm, “Pale Yellow” means “warning, this could get worse”; “Orange” means “one step away from Red”.

5. Did they read the document?

For documents that are in a draft form, include an unexpected phrase in a strategic location in the document, e.g., “300 Pink Elephants” – people will comment on it if they see it. Take care to remove the phrase before the document becomes a deliverable!

6. Treat requirements templates as guidelines

Provide all the information that is asked for, or explain why you can’t.

Don’t ignore the gaps, missing or unknowns, identify them!

Add the sections or references you think are missing

Conducting interviews

7. Send the list of topics you plan to cover in advance – no more than five general topics. If you have specific questions that will require research, provide those questions in advance.

8. Paraphrase as a way to keep a person talking without agreeing with what they are saying.

Establishing trust-based relationships

9.  Make a personal connection

Extend yourself beyond normal bounds to make a personal connection with the individual regardless of social group, ethnic background, and gender.

Ignore what you may have heard about an individual; do not allow another person’s negative assessment of that individual to prejudice you – make your own assessment, based on how that individual conducts him/herself with you.

Managing requirements

10. Get the Success Criteria and Success Metrics

Offer outrageously low or high metrics for targets to elicit a more realistic expectation for “success”

Accept the “solution” with grace; but continue to ask questions. Play the fool until the requirement (need) has success criteria and a way to measure it.

Obsesif Kompulsif

Saplantı zorlantı bozukluğu (SZB)

Kişinin önemli sayılabilecek sure vaktini oyalayan (günde 1 saatten daha uzun sure tutan) , belirgin sıkıntıya veya işlevselliğinde önemli ölçüde bozulmaya yol açan tekrarlayıcı obsesyon ya da kompulsiyonlarla suren bir psikiyatri bozukluğudur

Obsesyon Saplantı – Nedir?

Kişinin isteği dışında gelen Kişinin kabul etmek istemediği uygunsuz olarak düşünülen , belirgin sıkıntıya neden olan sürekli düşünceler , dürtüler ya da göz önüne getirilen görüntü seklinde düşlemlerdir.Bunlar Kişinin kendi denetiminde değildir

Kompulsiyon zorlantı Nedir?

Tekrarlayıcı davranışlar ( el yıkama , sıraya koyma , kontrol etme gibi ) yada zihinsel ( dua etme , sayma , sözcükleri sesiz bir biçimde yineleme gibi )eylemlerdir.
Kompulsiyonlar sıkıntıyı gidermek amacı ile yapılmaktadır , bunları yapmaya adeta zorlanmış gibi hissetmektedir.Sıkıntıyı gidermek yada önlemek , korku yaratan bir olayı , durumu etkisizleştirmek yada önlemek üzere tasarlanır

En sık görülen depresyonlar pislik ve bulaşma korkularıdır (dokunulan yere mikrop , hastalık bulaşacağı seklinde ) , yineleyen kuşkular ( elektriği acık bırakılıp bırakılmadığı gibi bir eylemi yerine getirip getirmediği konusunda tereddüt etmek gibi ) , bazı şeylerin belirli bir düzen içinde olmasına gerek duyma , saldırgan korkunç dürtüler ( kendine veya çevresine zarar verme , yaralama düşünceleri , çevresindekilerin basına bir kaza geleceği çevresindekilere kotu , uygunsuz şeyler söylenebileceği düşünceleri gibi ) ve cinsel düşüncelerdir ( gözünün önüne tekrarlayarak gelen cinsel görüntülerdir).

Kişi mikrop bulaşmasın diye sık sık el yıkayabilir , ellerini , vücudunun diğer bölgelerini deterjanlarla yıkayıp , cildine zarar verebilir , her gün temizlik yapıp , herkesi kendi kurallarına uymaya zorlayabilir, ibadetlerini tam olmuyor veya yanlış yapılıyor diyerek tekrar tekrar yapabilir , belli yerlere basmadan yürümeye çalışıp , yolunu uzatabilir , yakınlarının veya kendisinin basına kotu bir şey geleceğini düşünerek , ilgisiz bir takım şeyleri yapmaya kendisini zorlayabilir ( terlikler düz durmaz ise esinin öleceği , kapıdan dışarı çıkmadan 7 kez duvara dokunmaz ise evde bir terslik olabileceği gibi ) , bir şeyi yapıp yapmadığını , olup olmadığını defalarca başkasına sorma gibi , kendini üzen bir düşüncenin etkisini gidermek için ısrarla dua etme veya başka bir şey düşünme ihtiyacı gibi durumlar gözlenebilir.

Ne sıklıkta görülür?

%1-1,8 arasında görüldüğü saptanmıştır.Hafif şekilleri de dahil olmak üzere hayat boyu rastlanma orani %5,9 olarak bulunmuştur.

Obsesif kompulsif bozuklukta başlangıç yaşı

Genellikle ergenliğin başlangıç yaslarında baslarken çocukluk yaslarında da başlayabilmektedir. Hastaların üçte ikisinde belirtiler 25 yasinden önce baslar.% 15 ten az vakanın ise 35 yas sonrasında başladığı saptanmıştır. Ortalama başlangıç yası 20 olup, erkeklerde ortalama 19, kadınlarda ise ortalama başlangıç yaşı 22 olarak saptanmıştır

Kalıtımın rolü var mıdır ?

Bu kişilerin birinci derece yakınlarında % 35 oranında benzer bir rahatsızlığa rastlanmıştır.

Hastalık nasıl başlamakta ve sürmektedir ?

Yarıdan fazla kişide belirtilerin aniden başladığı gözlenmiştir. % 50-70 hastada yakınmaların gebelik, ev değiştirme, cinsel sorun, yakın bir akrabanın kaybı gibi stresli olaylar sonrasında başladığı gözlenmiştir. Zaman zaman artıp, azalmalar seklinde dalgalanmalar gösterdiği gözlenmiştir. Alevlenmelerde stresin etkisinin olabildiğinden bahsedilmektedir

Questions Listing

blog notu: itiraf etmeliyim ki, bu yazıyı okurken sinirlerim bozulup güldüm. Obsesyon asrın hastalığı niteliğindedir. Tedavisi çok zor olmaktadır. Profesyonel bir yardım gerekmektedir. Kişinin kendi kendine çözmesi gibi bir alternatif de vardır. Telkin yöntemi ile kişi obsesyonlarını durdurabilir. Fakat bunun zararları da bulunmaktadır.. Obsesif insnaların bir anda tüm kalıpları kırması durumunda bir boşluğa girmesi kaçınılmazdır. Teoman’ın şarkılarının birinde “Çzigilere basmadan yürümeye çalışan insanlardan” dediğini hepimiz biliriz. Dikkat edilesi bir hastalıktır. Allah hepimizi şeytanın vesveselerinden korusun.

Inovasyon

Son zamanlarda hangi iş dergisini açsak, veya son yıllarda yayınlanan ve herkesin bahsettiği hangi iş kitabına baksak mutlaka “inovasyon” konusuyla karşılaşıyoruz.

İnovasyon dünya iş liderlerinin gündeminin en üst sırasına oturdu. IBM’in dünya çapında yürüttüğü ve raporu yeni yayımlanan araştırmada 765 CEO inovasyonun en önemli konu olduğunu söylediler. Mart 2006 tarihli, Global McKinsey araştırmasına katılan 3470 tepe yönetici, bugünün iş dünyasında değişime etki eden en önemli faktörün inovasyon olduğu düşüncesindeler. Price Waterhouse Coopers’ın Mart 2005’de yaptığı Trendsetter araştırmasının sonuçlarına göre de Amerika’nın en hızlı büyüyen özel şirketlerinin üçte ikisinin CEO’ları inovasyonun şirket çapında en öncelikli iş olduğunu ve iş sonuçları üzerinde önemli ve olumlu etkisi olduğunu söylediler. Yıl başında Davos’ta gerçekleştirilen Dünya Ekonomik Forumu toplantılarında da inovasyon ana temayı oluşturmuştu.

Peki dünya iş liderlerinin bu denli vurguladığı bu inovasyon konusu nedir ve Türkçe’de ne anlamamız gerekiyor inovasyon denilince?

İnovasyon, uluslararası literatürde, yeni fikirleri kullanarak veya mevcut bilgileri çok farklı yollarla uygulayarak ticari bir yarara dönüşen önemli değişiklik sağlama olarak tanımlanıyor. Aynı anda hem yeni bir teknoloji geliştiren hem de yeni bir pazar yaratan inovasyonlar mevcut düzeni bozan radikal inovasyonlar olarak adlandırılıyor.

Bugün artık hayatımızın bir parçası olmuş cep telefonları, kişisel bilgisayarlar, kompakt diskler hep birer inovasyon olarak ortaya çıkmış ürünler. Yine hayatımızı önemli ölçüde etkileyen internet de, globalleşmeyi ve dünyadaki rekabet düzenini etkileyen bir inovasyon. Bunlar kadar çarpıcı olmayan birçok inovasyon da var tabii ki.

İnovasyon, hem yaratıcı fikirlerden ticari fayda yaratma sürecine, hem de bu sürecin sonucunda ortaya çıkan yeni ürünler, hizmetler, veya iş modellerine verilen ad. Yani aynı kelime hem gerçekleştirilen süreci, hem de bu sürecin ürünlerini adlandırmakta kullanılıyor.

İnovasyon eskiden bir dahinin tek başına birşey icat etmesi veya akıllı birinin bir fikri alıp ticari faydaya dönüştürmesi olarak görülüyordu. Gerçekleşebilmesi parlak zekalı birine, biraz tesadüflere, biraz da şansa bağlıydı. Artık bunun böyle olmadığını biliyoruz. Bugünün iş dünyasında inovasyon bir kerelik değil tekrarlanabilir, sistemleştirilebilir ve şirketlerin yapısına yerleştirilebilir bir süreç. Bu nedenle şirketler tarafından öğrenilebiliyor ve şirketler bu öğrenme prosesine oldukça önem veriyor ve kaynak ayırıyorlar.

Ne oldu da inovasyon gelip bütün dünyada, bunca önemli iş liderinin gündeminin en başına oturdu?
Gelişen teknolojiler mesafeyi anlamsız hale getirdi.
VOIP denilen teknoloji sayesinde bedava veya bedavaya yakın telefon görüşmeleri, cep telefonları ile kişilere dünyanın herhangi bir yerinde ulaşabilme, birçok işin internet üzerinden görülebilmesi ve birçok hizmetin coğrafyadan bağımsız olarak alınıp verilebilmesi gibi gelişmeler sonucunda milyonlarca yeni insan global iş gücüne katıldı.

Globalleşme, yeni pazarlar ve yeni üretim merkezleri yarattı.
Başta Çin ve Hindistan olmak üzere, Asya ülkeleri üretim ve hizmet merkezleri olarak ortaya çıkmaya başladı. Bu ülkeler giderek kendileri için biçilen düşük katma değerli işler tanımının dışına çıkmaya ve kendi markalarını yaratmaya başladılar. Dünyada ekonomik faaliyetlerin ağırlığı batıdan doğuya kaymaya başladı.

Değişen yaşam tarzları ve beklentiler sosyal bir değişimi ortaya çıkardı.
Gelişmekte olan ülkelerde de potansiyel tüketiciler artık ihtiyaçlarının karşılanmasını beklemeye başladı. Ancak ortaya çıkan yeni yaşam biçimleri bu ihtiyaçların karşılanmasının birbirinin aynı ürünlerle olabilmesini zorlaştırdı.

Bilgiye ulaşım kolaylaştı, bilginin kullanımı serbestleşti.
Artık birçok bilgi parmak ucunda. Dünyanın herhangi bir köşesinden isteyen, istediği zaman, istediği kapsamda bilgiye, çoğu da bedava olmak üzere kolaylıkla ulaşabiliyor. Şirketler gibi tüketiciler de artık daha bilinçli ve bilgili hale geldi. Birçok mal artık satılmıyor, tüketiciler tarafından bizzat talep edilerek satın alınıyor.

Dünyadaki bu gelişmeler gerek şirketler gerekse de kişiler için ayırdedilebilmeyi zorunlu hale getirdi. Bir dönem, kaliteli ürün ve kaliteli hizmet ile sağlanabilen bu farklılık, tüketicilerin artık kaliteyi her üründe ve hizmette zaten bulunması gereken “hijyenik” bir faktör olarak görmeleri ile, artık sağlanamaz oldu.

General Electric’in verimlilik ve maliyet azaltma konularında büyük başarı sağlayan CEO’su Jack Welch’den sonra göreve gelen ve bir anlamda şirkette inovasyon çağını başlatan Jeff Immelt,batılı şirketlerin bir “metalaşma cehennemi” ile burun buruna olduklarını söylüyor. Herkesin aynı ürünler, aynı hizmetler, ve aynı (ve giderek azalan) karlılıklar ile kıyasıya rekabet ettiği bu “aynılık” batağından çıkışın tek yolunun sürekli fark yaratma yeteneğine kavuşabilmek olduğu bugünün iş dünyasında tartışmasız kabul ediliyor. Bu yeteneğe kavuşmanın tek yolu da şirketlerin inovasyon yapmalarından geçiyor. Çünki Kalite/Maliyet ekseninde yapılan rekabet “dibe yarış” sonucunu getiriyor, ve bu yarışın kazananı yok.

Önümüzdeki dönemde şirketlerin, hem bu darboğazdan kurtulabilmek, hem de bugün müşteri olmayan bir kesime ulaşabilmek için inovasyona sımsıkı sarılacakları anlaşılıyor.

İnovasyon kimin işidir?
Geçenlerde Business Week dergisinde “Dünyanın En İnovatif Şirketleri” listesi yayınlandı. Apple birinci olurken, onu Google ve 3M izledi. Bu listedeki 25 şirketin tamamı bugün artık önemli bir büyüklüğe ulaşmış durumdalar.

Listedeki şirketlerin en az yarısının hamurunda inovatif bir başlangıç var. Apple, Microsoft, Google gibi bazıları ya bir “garajda” ya da bir üniversitede başlamış, ve kurucuları gibi parlak insanların katılımıyla büyümüş yeni çağ şirketleri. Amazon, Starbucks, eBay gibi şirketler ise yıllardır var olan ürünleri alıp, bunlardan ciddi bir pazarlama inovasyonu yaratarak yola çıkmış ve karlılıklarını katlayarak arttırırken yeni pazarlar kurmuş şirketler. Bir de bunlara eklenen IKEA, Wal-Mart, gibi iş modelinde inovasyon yaparak başlamış ve bu sayede kendi sektörlerinde dünya lideri olmuş şirketler var listede.

Bunların hepsinin ortak noktası, daha ilk günden inovatif bir ürün, hizmet, veya iş fikri ile ortaya çıkıp,çalışma tarzları, sistemleri ve en önemli olarak da çalışanları ile bu yenilikçi tohum üzerine gelişip serpilmiş olmaları.

Doğal olarak bu gibi şirketlerde çalışanların da inovasyon sürecine katılımları daha kolay. Yakından bakıldığında, bu şirketlerin müşteriye çok yakın durduklarını ve trendleri çok iyi yakaladıklarını görmek mümkün. Ofislerinde, satış noktalarında yenilikçiliğin adeta havada solunabildiği, herbiri ayrı ayrı kitaplara konu olmuş, sürekli gündemde olan şirketler bunlar.

Dünyanın en inovatif şirketleri arasında yer alan, fakat daha geleneksel endüstrilerden gelen 3M, Toyota, General Electric, Procter&Gamble gibi şirketlerde ise bir inovasyon kültürü yerleştirecek dönüşüm zaman içinde sağlanabilmiş. Bunlardan 3M ürün inovasyonunda başarılı ilginç bir örnek. Şirket içinde efsane olmuş hikayelerden biri, kuvvetli bir zamk geliştirmeye çalışılırken ortaya çıkan çok zayıf zamkın kağıtlara uygulanmasıyla geliştirilen “Post-It” notları. 3M’de buna benzer başka “kazara inovasyon” hikayeleri de var. Böyle hikayelerin gururla paylaşılması, 3M’in kültüründeki hataları kucaklama yaklaşımının bir parçası…

Gıda, temizlik ve sağlık ürünleri şirketi P&G inovasyonun sadece şirket içinden değil her yerden alınabileceği politikasıyla “Açık İnovasyon” yaklaşımının liderliğini yapıyor. Toyota ve General Electric gibi dev şirketler de hibrid otomobiller, yenilenebilir enerji gibi yeni alanlarda yaptıkları inovasyonlarla rekabet-ötesi pozisyonlar yakalayabiliyorlar. Bu listedeki şirketler, hiçbir başarının kalıcı olmadığını ve gelecekteki sürdürülebilir karlı büyümelerinin inovasyondan geçtiğini yaşayarak biliyorlar. Bu nedenle inovasyonu şirket kültürlerinin temel direği haline getirmiş durumdalar.

Bu şirketlerden çok daha küçük olan ve gerçekten inovatif ürün ve hizmetler sunan şirketler de var elbette. Hatta ufak şirketlerde yenilikçi bir kültür oluşturmanın ve inovasyon gerçekleştirmenin bazı kolaylıkları olduğunu söylemek de pek yanlış olmaz. Şirket liderlerinin kararlılığı ve ölçeğin sağladığı avantajlar, çalışanların önemli bir kısmının inovasyona katılmasını sağlayabilir.

Büyük şirketlerde çalışanların tamamının inovasyon sürecine doğrudan katılması, özellikle dünyanın en büyük beyaz eşya şirketi Whirlpool’da denenerek Nancy Tennant Snyder’ın 2003 tarihli Stratejik İnovasyon kitabında belgelendi. Bu uygulama, Whirlpool 80 yıllık geleneksel bir endüstri şirketi olduğu ve “eski köye yeni adet” getirdiği için ilginç idi. Whirlpool’un o dönemdeki CEO’su Walter Whitwam, bütün çalışanların (61.000 kişi) katılımını öngören politikasını, “ancak herkesin katılımıyla şirketin kültürünü değiştirebilirdik, aksi takdirde çoğunluğu proses yönelimli insanların olduğu bir şirkette inovasyon kaybolurdu” diye açıklıyor. Whirlpool’un şirket çapında inovatif bir kültür oturtma aşamasını büyük ölçüde tamamladığını izlediğim yayınlardan biliyorum. Bugün Whirlpool, herkesin inovasyon yapmaya teşvik edildiği bir yapıdan, temel hedefleri aynı fakat biraz modifiye edilmiş bir yapıya geçmiş durumda.

3M, ve Google ise sürekli olarak çalışanlarının yaratıcı potansiyelinden yararlanmak için onlara iş saatlerinin %10 gibi bir bölümünü kendi seçtikleri ve üzerinde çalışmak istedikleri fikir ve projelere ayırmalarına olanak sağlıyorlar.

İnovasyon şirkette kimin işi olmalı? Bütün çalışanlar rol almalı mı? Herkesin sorumluluğunun bir parçası mı olmalı? Bu soruların, her şirket için uygulanabilir kolay bir cevabı yok. Gerçek olan şu ki, Fikir Üretme aşamasına şirketteki herkesin, hatta dış kaynaklardan gelecek fikirlerin de katılabilmesi gerekli.

Organizasyonlarda, çalışanların kafasında iyi fikirler olabilir. IBM’in 2006 Global CEO Araştırması’na göre inovatif fikirlerin %41’i çalışanlardan geliyor. Önemli olan, birinin aklına parlak bir fikir geldiği zaman bunu sisteme sokacak mekanizmaların olması, fikirlerin doğduğu noktada eleştirilip bastırılmaması ve uygun bir değerlendirme sisteminden geçtikten sonra bir karara bağlanması. Fikirlerin belli bir hedefe hizmet eder nitelikte olması da verimsizliği önleme açısından önemli. Eskiden bu amaçla kullanılan “Öneri Sistemleri” şeklindeki uygulamalar çeşitli darboğazlar ve iyi çalışmamaları nedeniyle demode oldu. Şimdi daha geçerli fikir yönetimi araçları var.

Fikir Üretiminden sonraki aşamaları organize etmek için hangi modelin seçilmesinin uygun olacağı ise duruma ve şirketin inovasyon stratejisine göre değişiklik gösterebilecek bir karar. Bir şirketin inovatif bir başlangıcı olması veya inovasyon kültürü ve sistemlerinin yerleşmiş olmasının, çalışanların daha geniş bir kısmının inovasyon sürecine katılmasını teşvik etmesi beklenir. Bunun dışında, inovasyon platformları olarak da adlandırılan belli inovasyon temaları etrafında yapılacak spesifik örgütlenmeler verimliliği arttırabilir.

İnovasyon şirketler için hayatta kalabilme ve sağlıklı büyümenin temel şartı. Sağlıklı bir uygulama için şirketlerin özelliğine, yapısına ve şirket liderliğinin amaçlarına göre şekillendirilmesi gereken bir süreç. Bütün çalışanların özellikle fikirleriyle katkıda bulunabilecekleri ve geliştirdikleri fikirler ve yetenekleri çerçevesinde doğrudan da katılabilecekleri esneklikte bir sistem bugün genel anlamda daha geçerli bir yaklaşım.

Ali Özgenç
Algoritma Business Consulting LLC Genel Müdürü

Lütfen Okuyun ve Listenizdeki Herkese Yollayın. (Çok Önemli)

Yazımız “Bu yazıyı listenizdeki Herkese yollarsanız 1 hayat kurtaracaksınız” gibi mailler hakkında olacaktır. Olayı bugüne kadar hep farklı açılardan incelemiştim. Fakat bugün anladımki, bu tür mailler göründüğü kadar basit sorunlara yol açmıyor. Problem toplumsal boyutta ne yazıkki…

Konumuza muhattap olan mailleri öncelikle sizlere sunmak istiyorum. Bilmeyenler için ön bir bilgi olmuş olur.

Birinci Hikaye

Bir genç cumartesi gecesi bir partiye gidiyor.Çok egleniyor, birkaç bira içiyor. Partiden tanistigi bir kiz ondan çok etkilenmis görünüyor ve onu baska bir partiye davet ediyor. Hemen kabul Ediyor ve diger partinin gerçeklestigi yerde birkaç bira daha içiyor ve daha sonra anlasildigı üzere birileri buna uyusturucu veriyor hangi uyusturucu oldugu bilinmiyor). Daha sonra bu genç uyandiginda içi buzla doldurulmus bir küvette çirilçiplak oldugunu anliyor.Hala içkinin ve uyusturucunun etkisinde oldugunu hissediyor ve etrafina baktiginda yalniz oldugunu anliyor,etrafina bakiyor gögsünde rujla yazilmis bir kagit oldugunu fark ediyor.Kagitta söyle yaziyor: ‘112’yi ara yoksa öleceksin!’.Küvetin yakininda birtelefon görüyor ve hemen 112’yi ariyor ama nerede
oldugunu, ne içtigini, kimlerle oldugunu bilmedigini söylüyor.Operatör hemen ona küvetten çikmasini ve bir aynanin karsisina geçmesini söylüyor.Genç,gögsünde hiçbir anormallik görmüyor ama operatör sirtina bakmasini söyleyince,sirtinda 2 tane büyük yarik oldugunu fark ediyor. Bunun üzerine operatör, onun tekrar buz dolu küvete dönmesini ve orada ambulansi beklemesini söylüyor.Hastanede yapilan incelemeden sonra,onun 2 böbreginincalinmis oldugu anlasiliyor. Her bir böbrek karaborsada 10.000 Dolar ediyor (gencin bundan haberi yok tabii).Daha sonar anlasildigina göre: 2. parti tamamen sahte, bu ise karisan insanlarin çok iyi tibbi bilgileri var ve verilen uyusturucu eglence amacini içermiyor. Su anda bu genç hastanede, onu yasamda tutan bir alete baglanmis durumda ve hala dokularina uygun bir böbrek bekliyor.

İkinci Hikaye

Hukuk Fakültesinde okuyan bir arkadaşımdan dün bir çay muhabbeti esnasinda bunu dinledim: Arkadasi Sultanahmet civarinda bir cay bahçesinde oturuyormus.Bir cay söylemis.Yan masaya iki adam oturmus ve onlarda cay söylemisler Çaylar gelmis, çayi 2 adama uzatan garsona, adamlar ‘yok’demisler,’delikanliya ver, daha önce geldi kendisi’. Delikanliyla’yok, siz için’vs. gibisinden ufak sakalasmalar olmus. Çaylar yudumlanirken 2 adam yemekte olduklari bisküvilerden delikanliya uzatip buyurun,alin’ demisler.Delikanli da kiramamis ve birkaç tane alip yemis. Daha sonra otobüsüne binmek için oradan kalkmis. Otobüsebinecegi sirada uykusu gelmeye baslamis, etrafina baktiginda cay bahçesindeki adamlarin Kendisini izlediginifarketmis ve telasa kapilmis. Çogu kimsenin bildigiHukuk Fakültesi ögretim üyelerinden birinin de anlattigi bir 911 vakasi Aklina gelmis:Böbrekleri çalinan birisi.. Her neyse… Hemen kendisini almasi için arkadasina telefon etmis. Arkadasi gelmis ve hastaneyegitmisler.Doktorun sözleri: ‘Eger eve gitmis olsaydin bir daha uyanamazdin. Cünkü sana verilen uyku ilaci dozaji ÖLDÜRÜCÜ düzeyde!’

Bu güne kadar bu yazıların, sadece mail chain (mail zinciri) oluşturularak, kullanıcıların maillerine ulaşmak için yapıldığını sanırdım. Bilgisiz internet kullanıcısı, maili atarken, BCC gibi bir nimetten faydalanmaz, sizin de mailinizi TO kısmına yazar ve bu mail dönüp dolaşıp bu maili başlatan şahsa da ulaşır ve bu mail ziniciri amacına ulaşmış olur. Fakat bu sadece buz dağının görünen kısmı.

Bugün sabah servis beklerken (saat 06:45 sularında) yanında bir çocuk bulunan bir bayan, bana Vivident sakızlardan ikram etti. Bu nazik teklifi kabul etmeden önce (neyazıkki) düşünmek zorunda kaldım. İyi niyetle teklif edilen bu durum karşısında, aklıma yukarıda yazılan tipte bir durum gelmesi ihtimali açıkçası beni utandırdı. Sakızı aldım, Çiğnediğim ve çiğnerken “Acaba?” dedim kendi kendime. Gözlerim zehirlenme anında güvenli bir yer bile aradı(!)

Bu maillerin yol açtığı bu toplumsal sorun yüzünden, insanlara güvenemez olduğumuzun farkında değiliz. Biz ki, Türk milleti olarak Misafiperver insanlarız ve ikram etmekten mutluluk duyarız. Bu hassas duygularımızın istismarı, bizi benliğimizden uzaklaştıracak, paylaşımdan uzak bir millet haline dönüştürecektir.

Ama işte insanoğlu… Acaba demeden duramıyor bu yazılanları okudukça…

Sabri SUYUNU