Kategori arşivi: Teknoloji

İş Analisti, İş Analitiği, İş Geliştirme, İş Zekası Hakkında Özlü Yazılar 1

“Uzun zamandır yazı yazamıyorum” diye başlayan bir yazı ile tekrar karşınızdayım. Defalarca başlayıp yazı yazma girişimlerim başarısız olunca ben de farklı bir konseptte yazı yazarak işin kolayına kaçmaya karar verdim.

Sabri.suyunu.com sitesinin iletişim bölümünü kullanarak benimle çeşitli kişiler iletişim kuruyor. Bu kişiler genelde öğrenciler oluyor. Öğrencilerin sorduğu sorulara dilim döndüğünce cevap vermeye sorularını yanıtlamaya çalışıyorum. Tabi bazen iş yoğunluğundan dolayı gecikmeler yaşanmıyor değil 🙂

Bu yazıyı yazmamdaki bir amaç da öğrencilerin genel olarak sorduğu soruları burada cevaplayarak bilgilendirme yapmak. Umarım faydalı olur.

Yazı dizisinin devamı gelecektir. Beni takip etmeye devam edin 🙂

Bu yazışma 2011 yılının sonunda gerçekleşmiştir.

Merhaba Sabri bey,
Marmara üniversitesi Endüstri müh. son sınıfa geçmiş ne yapacağına karar vermeye çalışan yardıma muhtaç bir gencim.
Araştırmalarım doğrultusunda “iş analistliğini” tanımak istediğimi fark ettim. Size birkaç sorum olacak..
İş analistliği için yazılım anlamında ne gibi bir temele ihtiyaç var?
Genel olarak ne gibi niteliklere sahip olmak gerek, yani şu tarzda bir insan bu işi çok iyi yapar yada şu özellikteki biri bu işi yapamaz gibi..?
Şimdilik aklıma takılanlar bunlar..
İlginiz için teşekkürler, iyi çalışmalar..

Merhaba XXX Bey,

Öncelikle iş yerindeki yoğunluktan dolayı mesajınıza biraz geç cevap verdim. Bu yüzden kusura bakmayın.
Sorularınıza elimden geldiğince cevap vermeye çalışayım.

Biraz kavram karmaşası var ve bu çok normal. Çünkü ülkemizde hala net olarak yerine oturmamış bazı pozisyonlar var. Ve bunlar genelde Analist olarak geçiyor. Neler bunlar. Sistem Analisti, İş Analisti. Bunlara ek olarak İş Analitiği ve İş Zekası Uzmanı var. Gariptir, çalıştığım şirketlerde tüm bu pozisyonlarda azar azar çalıştım.

Bir birine benzeyen bu unvanları dilim döndüğünce anlatmak isterim.

İş Analisti, Sistem Analisti, Sistem Geliştirme Uzmanı: Sorunların nasıl çözüleceğini, yeni geliştirmelerin nasıl yapılması gerektiğini, işin gereğini analiz eder. Analiz dokümanı hazırlar. Çalışma onaylanırsa yazılımcılarla beraber değişikliği gerçekleştirirler. Daha sonra test edip müşteriye yükleme yapılmasını takip ederler. (Alıntı) Bir nevi Müşteri ile yazılımcı arasında dekoderlik yapar. Hem müşteriyi anlar hem yazılımcıyı anlar ve ikisinin iletişimini sağlar. Yazılım haricinde, süreç dokümantasyonu gibi görevlerde yer alırlar. Süreçleri katkıları belli bir seviyede olur. Sistem Geliştirme Uzmanı olarak görev aldıklarında da aynı ismi alabilirler. Ya da Sistem Analisti. Genel olarak görevleri aldıkları süreçleri iyileştirmek ve bilgi işlem departmanına anlatmaktır. Bol bol dokümantasyon yazarsın. Son kullanıcıyla muhatap olursun. İşi öğrenmek için işin içinde olman gerekir. Hem müşteriyi hem de yazılımcıyı memnun edecek sonuca ulaşman lazım. (Genelde kimse memnun olmaz) Tecrübe çok önemlidir. Çok farklı departmanlar gördüğün için çok tecrübe kazanırsın ama hiçbir alanda uzmanlaşamazsın (Bunu bir yerden hatırlıyorum:) İş değiştirmek istediğinde yaptığın işi anlatmakta zorlanabilirsin.

İş analisti ve türevleri sektörde şu aralar popüler. Yeni mezunlar için iş analistliği pozisyonu bir fırsat olabilir çünkü bu pozisyondaki kişileri her yere koşturman gerekir. Tecrübeli yok mu? Var ama tecrübe genelde burada iş analistiliği tecrübesi değil sektör tecrübesi ön plana çıkıyor. Çünkü işi ne kadar iyi bilirsen o kadar iyi anlatırsın. İş analistliği güzeldir. Peki ben iş analisti miyim? Hayır.

İş Analitiği: Google a iş analitiği nedir diye sorsan sana çok fazla cevap veremez. Çünkü Türkiye’de İş analitği alanında belli sektörler dışında hiç bir şey yapılmamaktadır. Belki ihtiyaç duyulmamakta belki değeri anlaşılmamaktadır. İş Analitği, bir mühendisin anlayacağı terimlerle anlatmak gerekirse, Optimizasyon, simulasyon ve veri madenciliğin araç olarak kullanıldığı bir departmandır. Bu süreçler ile ilgili yazılımlar kullanılır ve şirketin kritik kararlar vermesinde destek birimi olarak görev yapar. Aynı zamanda AR-GE departmanıdır. Ek olarak süreçleri otomatik hale getirerek sistemi kullanıcıdan bağımsız hale getirmeye çalışır. Veriye direkt ulaşımı vardır ve istediği veriyi kod yazarak çıkarıp alır. İş analitiğini anlatmak için çok kısa bir tanım oldu ama kısaca mühendislik demektir.

İş Zekası hakkında Google daha çok sonuç verebiliyor. “Rekabet dünyasında, çalışanların ve yöneticilerin daha verimli işlere zaman ayırabilmesini sağlayan sistemlerdir. Türkiye henüz olayın ehemmiyetini kavrayamamış olsa da personelin ve zamanın tasarruflu kullanılmaması sonucu elde edilen zararları azaltmaya yönelik raporlama, analizleme, görüntüleme, geliştirme konularında yardımcı olurlar” İş Zekası ikiye ayrılır. Database tarafında Veriambari ve OLAP’lar ile çalışanlar, Veriyi süreçlerin daha verimli olması için geliştirme amaçlı kullananlar. Genelde ilk söylediğim bilgisayar mühendisleri diğeri ise sistem ve endüstri mühendisleri tarafından tercih edilir.

Raporlama Uzmanı hepsinden bağımsız, şirketlerin rapor ihtiyaçlarını karşılamak için kurulmuş departmanlarda çalışır.

Bu kadar bilgi verdikten sonra Bu ddepartmanlarda nasıl insanlar çalışır.

İş analisti, iletişim gücü yüksek ve analitik yönü gelişmiş olması gerekir. Yani resmin tamamını görebilen ve gelecekteki ihtiyaçları tahmin edebilen bir yapıda olması gerekir. Pratik Zekası yüksek, matematik ile arası iyi olanlar bu işi yapabilir. Yazmayı seven, öğrenmeyi seven, düşündüklerini rahat anlatabilen biri olmalıdır.

İş analitiği, Analitik yönü çok gelişmiş, Kod yazmayı seven, Bilgisayar başında saatlerini geçirecek (günde 6-7 saat), soyut işlerle uğraşmayı seven, kendinden motivasyonlu, çabuk sinirlenmeyen, sosyal kaygısı olmayan kişiler olmalıdır. Zor bulunur çünkü çok çabuk moralin bozulur bu departmanda. Çünkü yaptığın işi kimseye anlatamazsın 🙂

Neler bilmeli: Bence İş Analistinin bir şey bilmesine gerek yoktur. Office bilmesi yeterlidir. İş analitiği uzmanı ise veriye ulaşması için gerekli olan dillerden en az birini bilmelidir. En geçerli olanı SQL’dir. İş analistlerininde SQL bilmesi artıdır ama her iş analistine direkt veri okuma yetkisi vermezler. İş Analitiği uzmanı aynı zamanda süreçlere uygun programları bilmesi gerekir. Optimizasyon için ILOG, Lindo, Lingo, Tara vs, Similasyon için Arena, Promodel vs. İstatistik analizleri için SPSS, SAS, Minitab vs. gibi. Office saymadım bile zaten o olmazsa olmaz. Office deyince tabiki Excel kastediyorum. Uzman seviyede Excel bilinmeli.

Umarım faydalı olmuştur.
Başarılar.
Sabri Suyunu

Oyun ve Ben – Passionate About Games

1984 yılında İstanbul’da doğdum. Annemin anlattıklarına göre sakin bir çocukluk geçirmişim. Yaramaz değilmişim, hatta aksine uslu bir çocukmuşum. Evimiz mahallede olmadığı için hiç mahalle arkadaşım olmadı. Mahallede top oynamışlığım yok denecek kadar azdı.

Evimizin büyük bir bahçesi vardı. Orada kendi başıma oyunlar oynar, uçurtma uçurur, bisiklete binerdim. Babam oyuncakçıydı. Eminönü’de 3 tane oyuncakçı dükkanı, 1 oyuncak imalathanesi ve bir sürü de oyuncakçı arkadaşı vardı. Belli bir yaşa geldikten sonra babamla haftasonları dükkana gitmeye başlamıştım. Her çocuğun hayali olsa gerek. Her yerde oyuncak vardı ve oynamama kimse bir şey demiyordu. Üstelik gün sonunda yevmiye olarak bir oyuncak kazanıyordum. Oyuncaklar çok güzeldi Ta ki, Hacdan gelen kafilenin kara kutuyu oturma odasına bıraktığı ana kadar. Kara Kutu namı diğer Atari(2600) ile 1990 yılında tanıştım. Kolları ve içinde sınırlı sayıda oyunu olan bu alet artık evimizin yeni eğlencesi olmuştu.

Henüz kardeşim daha doğmadığından ve mahalle arkadaşım olmadığından yeteri kadar oynayabiliyordum. Pazar sabahları kalkıp izlediğim Japon Karete filmleri gibi bağladı kendine beni. Aklımda kalan ve aradan 30 senede geçse unutamayacağım oyunlar, dişlerini fırçalayan ve sosis, çikolata yiyen dişler, matematik soruları ve river raidtir. İlk Dijital Oyun deneyimini yaşarken oyuna olan bağımlılığımı da herkes gibi fark etmeye başladım. Aradan 1 ya da 2 sene geçmeden ilk taşınabilir konsola sahip oldum. Günümüzde PSP, NDS gibi konsolların belki de atası olan bir konsol. Babamın oyuncak ithalatı için gittiği Honk-Kong’tan bana getirdiği hediye. Sega Game Gear. Gerçek oyun deneyimi ile o zaman tanıştım. Sonic çocukluk kahramanım olurken, en zor turları geçtiğimde kendimi dünyanın hakimi olarak hissediyordum. Lemings oynarken ne kadar zeki olduğumu düşünüyordum. Türkiye’de Sega Game Gear’ın fazla bilinmemesinden dolayı oyun bulmakta çok zorlanmıştım. Babamın yurtdışı ziyaretlerinde getirdiği kasetler ilacım olmuştu. Özellikle son getirdiği Arcade Paketi sayesinde uzun süre bu konsol en iyi arkadaşım oldu.

1993 yılı benim için dönüm noktası olmuştu. Yıl 1993. Bir koli getirdi babam. Hatta bir değil 2 koli getirdi babam. Getirdiği kolilerin üzerinde Amiga yazıyordu. yanında 500 ve birde artı “+” vardı. Hiç bir anlam çıkaramamıştım. Eve alınan bir beyaz eşya diye düşündüm. Ama bana ve ablama bakıp gülümsemelerinden bize alınan bir hediye olduğu belli oluyordu. Sanırım o gün hayatımda çok sevindiğim günlerden biriydi. Bundan 15 sene önce 1993 yılında ilk bilgisayarıma sahip olmuştum.

İlk oyunum Baby Jo idi. Disket bilgisayarın yanında çıkmıştı. Amiga çok güzel bir makineydi. Beyaz ve tertemizdi. Klavyesini bütün Amiga hayatım boyunca çok az kullanmış olsam da kendisi disketi yüklememize yarıyordu. Disketi klavyenin yan kısmından sokuyorduk. Amiga alışkanlık yaptıktan sonra, babamın şirketindeki PC’nin disketinin kasa denilen yerden sokulduğunu görünce gayet şaşırmıştım.

Çok güzel oyunlar oynadım bu makinede. Çok disket değiştirdim. Mortal Kombat 1 ilk olarka Amiga’da oynamıştım. Ve oyunda hiç yenilmeden bitirirseniz en az 1 saat 10 dakika sürüyordu. 3 disket olmasına rağmen, 1 adam geçtiğinizde 6 defa disket değiştiriyordunuz.
En sevdiğim oyunlara bakacak olursak
Yo! Joe!, Soccer Kid, Lemmings, Sensible Soccer, Kick Off, Lotus, Silk Worm, Super Frog, Magic Pocket, Pang, PP Hamer, Project X

Amiga hayatımın çok önemli bir yerinde yer almaktaydı. O günlerde ilk okul son bulurken, orta okula başlamaktaydım. Bahçemiz devlet tarafından istimlak edilmişti. Eskisi gibi bahçeye de çıkamadığım için kendimi amiga denen oyun canavarının eline bırakmıştım. Haftasonları babamla dükkana gittikten sonra, Üsküdar’daki oyuncuya uğrar ve katalogdan seçtiğim oyunu diskete kopyalattırırdım. Hiç bilmediğin yeni bir oyunun disketini amiga’ya takıp acaba çalışacak mı endişesnini yaşadıktan sonra oyunun çalışıp ve güzel çıkmasının sevincini az şeyde yaşamışımdır. Kollar (joyistik) devamlı kırılırdı. Paramızı kollara yatırır olmuştuk. Mortal Kombat’ta Sub-Zero ile Gorro’yo gelinmiş ve 45 dakikadır oyun oynanmaktadır. Sinirler gerilmiş ve oyunun bitmesine sadece 1 adam kalmıştır. Taktik bellidir. Buz At + Aparkat + Kaç. Gorro’nun heybetinden buz atarken kolu öyle bir çeviririz ki, duymak istemediğimiz o “ÇIT” sesi kulağımızın dibinde belirir. Evet ÇIT der ve kırılır. Artık kol bir yöne gitmemektedir ve yeni bir kol almak gerekmektedir.
Amiga Türkiye’de tutmuştu ve bir nesil amiga ile büyümüştü. Bugün 80 kuşağından bilgisayarla ilgilenen kime sorsanız, gözleri dolar ve “Neydi o günler?” nidasını duyarsınız iç çekerken.
Aradan yıllar geçti. Dördüncü nesil oyun konsollarından hiç birine sahip olamadım. O arayı Amiga oynayarak geçirdim. Ve 5. Nesil Oyun konsollarının en uzun soluklusu ve Türkiye’de en çok satanı Sony PlayStation’a sahip oldum. Playstation’a sahip olduğum senelerde aynı zamanda ilk Windows tabanlı bilgisayarım olan Pentium 200 MMX’de emektar Amiga’nın yerini almıştı. Her ne kadar bilgisayarı ders çalışmak için kullanacağımı söylesem de, kazın ayağı öyle değildi ve oyun hep ön plandaydı.

Playstation ile bir oyun harcinde duygusal bağ kuramadım. Oyun seçeneğinin çok olması, kolay ulaşılabilir olması ve çevremdeki kişilerinde kolaylıkla sahip olmasından dolayı kendisine hakettiği özeni hiçbir zaman gösterememiş olabilirim. Oyun zenginiydim. İstediğim her oyuna ulaşabiliyordum. Bilgisayarıma da bir çok oyun yüklemiştim. Yükselme dönemindeki Osmanlı İmparatorluğu gibiydim.

O sıralar babam oyuncak sektöründen çıktı ve petrol sektörüne geçiş yaptı. Oyuncak oynama yaşım (!) geçmiş olduğu için çok fazla üzülmemiştim ama o sene doğan ve gelecekte tüm oyunlarda en büyük rakibim olacak olan kardeşim için kötü bir durumdu. Gerçi kendisi doğduğunda hem playstation hem bilgisayar hem de amiga vardı. Bir bebe başka ne isterdi ki.
Playstation 1 için aklımda kalan tek bir oyun vardı. O da FF8 nam-ı diğer Final Fantasy 8.

Playstation (1) oynadığım günlerdendi ve babam yeni işine geçmiş olsa da sık sık karşıya giderdi. Eminönüne gittiği bir gün elinde tam 5 cdlik bir oyunla çıkagelmişti. ilk defa 5 cdlik bir oyun gördüğüm için şaşırmış ve hemen gri makinaya koyup oynamak istemiştim. Giriş demosu ile Olay kopmuştu. O yıllarda Final Fantasy deki gibi bir intro demosu daha önce hiç görmemiştim. Ağzım açık kalmıştı ve işte oyun bu dedim. Ama oyun başladığında hüsrana uğradım. İlk defa bir Turn Base Battle (Sıra Tabanlı Savaş) Sistemli bir oyun oynamaktaydım. O zamanlar istediğiniz zaman interneti açıpta, “Ya bu neymiş bir incelemesini okuyayım” ya da “Dur tam çözümü vardır, biraz okusam anlarım” gibisinden bir cümle kuramıyordunuz.
Biraz oynadıktan sonra oyun çok fazla sarmadı ve bir köşeye attım. Ta ki, evde yapacak bir şey bulamayınca ve son çare bu oyunu oynayana dek. Final Fantasy VIII’in, benim için bir oyundan öte bir şey olduğunu, karakterlerini kişiselleştirerek mistik bir hayal dünyasına yolculuk edeceğimi sonradan anlayacaktım. Ayrca size ne kadar inandırıcı gelir bilmiyorum ama bu oyun sayesinde İngilizcem bir hayli gelişmişti.
Ana Karakter Squall Sabri olmuştu, Rinoa ise ulaşılamaz kız arkadaşım, en iyi arkadaşım Zell ise kardeşim Burak’tı. Günlerce oynamıştım. Ve hayaller kurarak sona ulaşmıştım.

Artık büyüyordum ve teknoloji de gelişiyordu. Playstation 2’nin çıkması çok uzun sürmedi. Çıkar çıkmaz hemen edindik ve oyuna kaldığımız yerden devam ettik. O yıllarda Pentium 200MMX’den Pentium 3’e de terfi etmiştim. Daha önce Duke Nukem, Doom ve Wolfestien tecrübem olmasına rağmen gerçek FPS tecrübesini bu bilgisayarla yaşamaya başlamıştım. Quake hayatıma deprem etkisi ile girmişti. Ardından Half-Life ve en son Counter Strike. Saatlerimizi günlerimizi bilgisayar başında geçirmemize neden olan güzide FPS oyunları. Bu sırada Playstation 2’de bir çok oyun oynamıştım.

Resident Evil, Gran Turismo, Grand Theft Auto, Burnout Revenge, Prince of Persia, Spyro, Devil May Cry ve bir çok platform oyunu. Tüm bu oyunların dışında iki oyun daha vardı ki, Playstation 2 yi gerçekten çok sevdirmişti. Birincisi ilk hareket sensörlü oyunlardan olan Eye-Toy serisiydi. Yurtdışından getirtiğimiz bu güzel alet sayesinde çok eğlenceli saatler geçirmiştik. İkincisi de uzun süreli bağımlılık yapacak olan playstation 3’de de peşimizi bırakmayacak olan Guitar Hero serisi. Kanada’dan getirtiğimiz ilk gitar ile başlayan bu bağımlılık tam bir band olana kadar devam etmişti.

Yine yurtdışından gelen babama verdiğimiz sipariş sonrasında ilk dokunmatik oyun tecrübemizi Nintendo DS ile yaşadık. Türkiye’de PSP kadar tutulmasa da efsane oyunları vardı. Özellikle ameliyat oyunu olarak bilinen, Trauma Cente, Efsane oyun Zelda, çeşitli mario serileri, eski NES oyunları, ve eğlenceli bir çok oyun. Gerçekten güzel bir el konsoluydu.

Ve yakın zaman. Üniversiteyi kazandığımda bir laptop almam gerekiyordu. Ben oyun oynayacağım için, ağırlığına bakmaksızın yüksek ekran kartlı ve işlemcili 4 kiloluk bir laptop aldım. Çok oyun oynadım ve harddiskini yaktığım oldu. Kardeşim SBS’de üsütn başarı göstermesinin ardından 4 işlemcili bilgisayarı oldu. O bilgisayarda COD, Battle Field, Crysis serilerini oynadık.

Ama konsolsuz olmuyordu. En sonunda son jenerasyon konsolumuz PS3’ü Singapur’dan getirttik. Guitar Hero serisi başta olmak üzere bir çok oyunu oynadık ve oynuyoruz.

Kısaca oyun geçmişime bakacak olursak, Atari 2600, Game Gear, Amiga, Pentium 200MMX, PS1, PS2, Pentium3, NDS, PS3, QuadCore. Bunların dışında çoğu konsolda oyun oynama fırsatım oldu.
Oyun oynamak bir eğlence, bir kaçış noktası, bir arkadaş, bir hayat tarzı. Ben oyun oynamayı seviyorum. İşe girdikten ve evlendikten sonra eskisi gibi oyun oynayamıyorum ama oyun içimde büyümeyen o çocukla beraber hep benimle olacak.

OLAP Hakkında Özlü Bir Yazı

OLAP hakkında genel bir bilgi veren güzel bir yazı. Kaynak: http://www.danismend.com/kategori/altkategori/olap-1/

Her işin tek tuşa basılarak hazırlandığını sanan patronunuz, günlerce uğraşarak hazırladığınız raporunuzda, “Bir de rapora, 3 ay öncesiyle karşılaştırmalı bakalım” veya “Bir de tüm bu verileri, ürün tipi kırılımında inceleyelim” derse ne yaparsınız? İşleriniz devamlı bu şekilde güncellemeler, asla bitmeyen raporlarla mı geçiyor? O zaman OLAP nedir mutlaka öğrenmelisiniz.

OLAP nedir ?
İlişkisel veri tabanlarının yaygınlığı ve sonrasında ortaya çıkan Veri Ambarlarının gelişmesi ile beraber, verilere daha hızlı şekilde erişme ve çok boyutlu analiz ihtiyaçları, bilim adamlarını ve yazılım şirketlerini, daha farklı yapılar geliştirmeye itmiştir.

Bu amaçla geliştirilen bir teknoloji olan OLAP (On-line Analytical Processing), ilişkisel veri tabanları gibi, bilimsel temeller üzerine değil, OLAP ürünleri üreten firmaların desteğinde çıkan bir teknoloji olmuştur. Bu nedenle, veri tabanları, ilişkisel veri tabanları ve hatta veri ambarları üzerine birçok akademik yazı bulunmasına rağmen, OLAP üzerine genellikle, ürün dökumanları ve şirketlerin tanıtım yazıları bulunabilmektedir.

OLAP terimini ilk olarak ortaya çıkışı ise, 1993 yılında, Dr. E.F.Codd ’un ortaya koyduğu kurallar çerçevesinde olmuştur. Bu yazı, OLAP için bir temel oluştursa da, kimi çevrelere göre, o yıllarda Arbor Software (Şimdiki Hyperion Solutions) için bir white paper olmaktan öteye gidememiştir.

Bu yazıya göre, bir veri yapısının OLAP olarak nitelendirilebilmesi için 12 kural belirlenmiştir. Bu kurallar sırası ile:

  • Çok boyutlu inceleme özelliğine sahip olması,
  • Şeffaflık,
  • Erişilebilirlik,
  • Her seviyede sorgulama için aynı performansı gösterebilme özelliği,
  • İstemci-Sunucu yapısında olması,
  • Sınırsız şekilde çarpraz raporlama olanağının olması,
  • En alt seviyedeki verilerin otomatik olarak ayarlanması,
  • Her şarta uygun boyutlandırılabilirlik,
  • Çok kullanıcı desteğinin olması,
  • Her seviyede verilerin değiştirilebilir olması,
  • Esnek raporlama özelliği,
  • Boyut ve gruplamalarda sınır olmaması.

Kullanılan sektörler/alanlar nelerdir?
OLAP, yöneticiler ve analistlerin, verilere çok hızlı şekilde, farklı açılardan bakabilmelerini sağlayan bir yapıdır. “Kim?” ve “Ne Zaman?” sorularından başka, “Neden?” ve “Eğer şu olursa…” sorularının da yanıtını verir. (Ör : Eğer şeker fiyatları 5% lira ve taşıma maliyetleri 10% düşerse, yıllık ve çeyrekler bazında kârlılık ne olur gibi.)

Akıllı raporlama araçları sayesinde, neden sorularının cevapları da kolaylıkla alınabilmektedir. Genel eğilimden farklılık gösteren, uç değerler yaratan elemanları birçok analiz aracı, sayısal detaylara girmeden, sadece renklerle bile görüntüleyebilmektedir.

OLAP’ı sadece büyük özet tablolar gibi yorumlamak pek doğru değildir. Excel kullanıcıların yakından tanıyacakları Pivot tabloların, çok gelişmiş ve hızlı bir hali olarak gözönüne getirmek daha doğru olacaktır. Tasarlanan bir OLAP yapısının, hiyerarşilerini ve boyutlarını görmek mümkün olsa da, verileri nasıl tuttuğunu, 2 veya grafikler olarak göstermek mümkün değildir, ancak iç içe geçmiş küpler olarak yorumlanabilir. Bu nedenler OLAP yapılarına, “küp” adı verilmektedir.

Bir veri ambarınızın olması, OLAP’a ihtiyacınız olmadığı anlamına gelmez. Veri Ambarları ve OLAP birbirlerinin tamamlarlar. Veri Ambarı verileri uygun şekilde tutmaya ve kontrol etmeye yarar. OLAP ise, DW verilerini stratejik bilgilere dönüştürmeye yarar.

Bir şirket yapısı içerisinde, departmanlar bazında inceleyecek olursak;
Pazarlama departmanlarında OLAP’ın en yaygın kullanım alanları, pazar araştırmalarında, satış tahminleri, promosyon ve kampanya analizleri, müşteri analizleri ve Pazar/Müşteri segmentasyonlarıdır. Data Mining sonuçlarının değerlendirilmesi ve demografikler bazında incelenmesi seviyesinde de olmazsa-olmaz araçlardan biri olarak yer almaktadır.

Üretim ile ilgili uygulamaları ise en yoğun olarak üretim planlama ve hata analizleridir. Özellikle senaryogeliştirmekte ve farklı ürün tipleri ile çalışılan yapılarda, çok boyutlu düşünme imkanı sayesinde maliyetler ve fiyatlamalar, kolaylıkla çıkarılabilmektedir.

Finans Departmanları ise OLAP’ı bütçeleme, Activity-Based Costing, finansal performans analizleri ve finansal modelleme amaçları ile kullanabilir. Özellikle konsolidasyon konusunda yaratılacak modeller, çok büyük kolaylıklar sağlamaktadırlar. Strateji belirleme, Satış analizleri ve gelecek tahminleri ise, satış departmanlarındaki OLAP uygulamadır.

OLAP’ın özellikleri
Zaman kazancının dışında, OLAP 3 çok önemli özelliği de beraberinde getirmektedir.

Verilere çok boyutlu bakabilme özelliği :
Analizler sırasında kullanmış olduğumuz, her türlü kırılıma boyut adını verebiliriz. Örneğin demografik veriler (yaş, cinsiyet, eğitim durumu), sayısal veriler, adetler, işlem miktarları, gerçekleşen ve bütçelenen değerler, ürün tüpleri, ürün özellikleri ve zaman. Yöneticiler ve analistler, çalışmaları sırasında, tüm bu tanımlanan verileri yatay veya düşey eksenlerde çakıştırarak görmek isteyebilirler.

İlişkisel veri tabanları, bu şekilde raporlara izin vermezler, fakat raporlama araçlarının yetenekleri ile, belirli bir noktaya kadar tolere edilebilir. Fakat daha karmaşık analizler işin içine girdiğinde, bir olap yapısı kurmadan bu raporları almak imkansız hale gelebilir.

İlişkisel veri tabaları üzerinde karmaşık SQL kodları yazmak, ya da raporlama aracının sahip olduğu programlama dili üzerinde uğraşmak gerekebilir. Bu da, analizi yapan kişilerin, işin özünden çıkarak, analiz gerektirebilecek verilere değil, teknik olanaklara, daha kolay şekilde alabilecekleri verilere kanalize olmaları sonucunu doğurur. Bu nedenle, iş zekası programlarının pratik olmasının yanında, fazla teknik bilgi kullanmadan raporların alınabilir olması, farklı kaynakları bir arada kullanabilecek, konsolide edebilecek yapıda olmaları gerekir.

Boyutların başka bir özelliği de hiyerarşiler tanımlanabilmesidir. Hiyerarşiler sayesinde, hem toplamlara ulaşmak kolaylaşmakta, hem de farklı gruplar için, farklı senaryolar hazırlayabilme şansı doğmaktadır.

Karmaşık Hesaplamalar:
Bir OLAP sisteminin gerçek performansı, karmaşık hesaplamaları yapma gücü ile ölçülebilir. OLAP sistemleri, sadece toplama işleminden başka işlemler de yapabilecek güçte olmalıdırlar. Gerçek hayat, her zaman daha karışıktır. Analiz yapanlar için, asıl rakamlardan çok, yüzde sel dağılımlar çok daha önemlidir. Birkaç yıllık satış içerisinde, binlerce ürün türü için günlük bazda satışları yüzdesel olarak analiz edip, sıraya dizebilmek bir RDBMS ile saatler sürecek bir raporun çalışmasını gerektirebilir. Oysa uygun bir OLAP sistem ile, bir günlük satışlar ve birkaç yıllık satış rakamı arasında bir fark olmamalıdır. Satış tahminlerinde, genellikle “moving average” ve “yüzde artış” gibi trend analizleri kullanılır. Finansal analizlerde, envanter hesaplarında ve portföy performans hesaplarında, zamana göre ürünlerin toplanma sırası, sonucu tamamen değiştirebilir. (yukarıdan aşağıya, ya da aşağıdan yukarıya, LIFO-FIFO) Kullanılacak OLAP yapısında, bu şekilde hesaplamalara da izin verir bir yapısının olması gerekir.

Zaman kavramları:
Zaman boyutu, neredeyse her analizin temel bileşenidir. Zaman, diğer boyutlardan farklı olarak, kendine has bir sıralama içersinde gider. Alfabetik (Ocak her zaman Şubat’tan önce gelmelidir) veya nümerik sıralamalardan (12/31, 01/01’den önce gelmelidir) her zaman farklıdır. Gerçek OLAP sistemleri, zamanın bu şekilde sıralanmasını sağlarlar.

OLAP’ın yararları
Analiz yapan kişiler, daha kendine yeterli, IT’den bağımsız hale gelebilmektedirler.
Düşük kapasiteli sistemlerde yaşanan, zaman sıkıntısı problemleri ortadan kalkmaktadır. Üretim sistemini rapor için hızlandıracak büyük yatırımlar yerine, çok daha düşük maliyetli bir rapor sistemi kurmak bir çözüm olabilir. Yeni dönemde çıkan, tümleşik OLAP yapılarında, ilişkisel veri tabanı ve OLAP iç içe bir yapıda olduklarından, üretim sistemeleri ya da veri ambarları üzerinde, toplamlar gerektiğinde, ilgili sorgulama OLAP küplerine yönlendirilerek, çok yüksek ölçüde performans getirisi sağlanabilmektedir.

Ayrıca bu yapılar sayesinde, OLAP sistemi için, hem yazılım hem de güncelleme anlamında, ikinci kez masraf yapmak zorluğu da ortadan kalkmaktadır.

Bu şekilde bir yatırımla, var olan IT sistemi de rahatlamakta, üretim sistemi üzerinde yer alan raporlar ortadan kalkmaktadır.

Farklı kaynaklardan alınan kaynaklar konsolide edilmekte ve veri güvenliği sağlanmaktadır.
Veriler toplamları alınmış şekilde bulunduklarından, toplam verilerin bulunması için gerekli raw-data, analistin makinesine aktarılması gerekmediğinden, network üzerinde büyük ölçüde bir trafik kazancı sağlanmaktadır.

Zaman kazancı, aynı zamanda kaynakların etkin kullanımı ve para kazancı anlamına da gelmektedir.

Emir Türkmen
Emir.turkmen@advantage.com.tr

(Yazar hakkında: İTÜ Matematik Mühendisliği mezunu olan Türkmen, MBA eğitimini İstanbul Bilgi Üniversitesinde tamamlamıştır. 6 yıldır çeşitli tanınmış firmalarda programlama, Veri Tabanları, Data Warehousing ve OLAP üzerine çalışan Emir Türkmen, şu anda Benkar-Advantage’da Veritabanı Pazarlama Departmanında, Veri Madenciliği konusunda çalışmaktadır)

Sending the Police Before There’s a Crime

SAS Business Analytics Series 2012’de Pelin Özbozkurt (PhD) Tahminsel modelleme ile geleceğe dönük fırsatları keşfedin sunumunda çok farklı örneklere yer vermişti. Tahmin deyince herkesin aklına sırasıyla Hava Tahmini, Satış Tahmini, Talep Tahmini, vs. gibi konular gelir. Fakat bu örnekler çok farklıydı.

Birincisinden başlayalım. Azınlık Raporu (Minority Report) (IMDB) (Wikipedia) adlı filmi çoğu kişi izlemiştir.

Filmin Özeti:
Washington yıl 2054, cinayet suçu artık tamamen durdurulmuştur. Gelecek artık görülebilmekte ve suç daha işlenmeden cezalandırılmaktadır. Adalet Bakanlığına bağlı olarak çalışan , “Pre-Cogs”lar tarafından tüm detayları ile görüntülerinin düzenlendiği ve önceden harekete geçildiği Suç-öncesi bölümünün görevi suçluları bulmak ve onları durdurarak ceza almalarını sağlamaktır. Psişik canlılar olan “Pre-Cogs”lar asla hata yapmazlar. Bu ulusal olarak kurulan en mükemmel suç önleyici organizasyon olmuştur. Ve bu sistem için en çok çalışan da organizasyonun başında bulunan Şef John Anderton (Tom Cruise)dan başkası değildir. Bundan yıllar önce trajik bir şekilde oğlunu kaybeden Anderton tüm gücünü ve arzusunu sisteme vermiş böylece kendisinin yaşadığına benzer bir olayı başkalarının da yaşamasına engel olmaya çalışmaktadır. Bu olayın üzerinden altı yıl geçmiştir ve onun tek arzusu yaratmış oldukları sistemin kusursuz işleyişini sağlamaktır.
Anderton’ın bu konuda asla şüphesi yoktur. Taa ki sistem onu bir numaralı şüpheli ilan edene kadar…

Filmde gelecekte kullanılacağı düşünülen bir çok teknolojiye verilmiştir. Çoklu Dokunmatik Ekranlar, Retina Tarayıcılar, Kişiye Özgü Reklamlar, E-Papers, Örümcek Robotlar, Jet-Packs ve Suçu Tahmin Eden Program. Yıl 2054 olmasa da Örümcek Robotlar haricindeki tüm teknolojiler icat edilmiş gibi 🙂 Tabi JetPack’i günlük hayatta kullanılmıyor daha 🙂 Peki Suçu Tahmin Eden Program? İcat edildi mi? Aramızda Pre-Cogs‘lar mı var?

“The New York Times” da yayınlanan haberin başlığı şu şekilde. “Sending the Police Before There’s a Crime” yani “Suç Gerçekleşmeden Önce Polisi Olay Mahaline Göndermek”

“The arrests were routine. Two women were taken into custody after they were discovered peering into cars in a downtown parking garage in Santa Cruz, Calif. One woman was found to have outstanding warrants; the other was carrying illegal drugs.

But the presence of the police officers in the garage that Friday afternoon in July was anything but ordinary: They were directed to the parking structure by a computer program that had predicted that car burglaries were especially likely there that day.

The program is part of an unusual experiment by the Santa Cruz Police Department in predictive policing — deploying officers in places where crimes are likely to occur in the future.

In July, Santa Cruz began testing the prediction method for property crimes like car and home burglaries and car thefts. So far, said Zach Friend, the police department’s crime analyst, the program has helped officers pre-empt several crimes and has led to five arrests.”

Haberin Tamamını buradan okuyabilirsiniz.
Kullanılan metot ile ilgili bilgiye de buradan ulaşabilirsiniz.

Buyrun bu da videosu Predictive Analytics – Police Use Analytics to Reduce Crime
http://www.youtube.com/watch?v=_ZyU6po_E74 

Sonuç olarak bu çalışma Tahmin Metotlarının ne kadar farklı alanlarda kullanılabildiğine bir örnektir. Tahmin yapıldıktan sonra bu Tahmin Doğruluğunun (Forecasting Accuracy) ölçülmesi gerekir. Doğruluğunun ölüçülmesi için çeşitli metotlar vardır. Belli bir zaman aralığında Gerçekleşen ile Tahmin arasındaki fark baz alınarak hesaplanan (Hata) değer en çok kullanılan Doğruluk ölçütüdür. (MAD, MAPE, RMSE, vs.) Fakat bunun gibi ölçütleri burada kullanmanız mümkün değildir. Makalede de yazdığı gibi bunun gibi modellerin ölçülmesi için farklı bir metot izlenmiş.

“We’re facing a situation where we have 30 percent more calls for service but 20 percent less staff than in the year 2000, and that is going to continue to be our reality,” Mr. Friend said. “So we have to deploy our resources in a more effective way, and we thought this model would help.”

Dünyada Analitik açıdan güzel gelişmeler oluyor. Ve biz de bu gelişmeleri elimizden geldiğince takip etmeye çalışıyoruz. Tekrar görüşmek üzere.

SAS Business Analytics Series 2012

21 Mart 2012 tarihinde Swissotel The Bosphorus’da, SAS Business Analytics Series 2012 gerçekleşti. Geçen sene olduğu gibi bu senede organizasyona ekip olarak katıldık. 2011 yılında yapılan organizasyonda Genel Müdür Yardımcımız tarafından “Bir Başarı Hikayesi” olarak yaptığımız çalışma sunulmuştu. Bu sene sadece dinlemeye gittik. Her ne kadar Perakende sektörü için çok doyurucu olmasa da güzel bir organizasyon oldu.
Ünlü futurist Mike Walsh‘ın da konuşmacı olarak katıldığı organizasyonda, farklı sektörlerden yüzlerce dinleyici vardı. Geçtiğimiz sene salonlarda büyük boşluklar var iken bu sene yüksek katılımcıdan dolayı bazı oturumlarda yer sıkıntısı çekildi. Bizim sektörden (Moda Perakendesi) ben bu sene çok fazla kişi göremedim. O yüzden çok fazla sosyalleşemediğimizi de eklemek isterim 🙂 Organizasyon boyunca Twitter üzerinden #SASBAS hashtag’i ile atılan tweetler bir ekran ile kullanıcılara gösterildi. Aynı zamanda @SasTurkey ile de organizasyon hakkında bilgilendirme Tweetleri atıldı. Habertürk de canlı yayında organizasyona bağlandı. Geçen sene ile bu sene kıyaslandığı zaman artık Türkiye’de Analitik konulara, Sosyal Medyaya önem verildiğini sadece bu organizasyona bakarak bile söyleyebiliriz.

Bu sene öne çıkan konular, Sosyal Medya, Big Data, Dijital Gelecek, Analitik Çözümlerdi.

Organizasyon Tanıtım Yazısından

  • Sosyal Medya ne gibi fırsatlar sunuyor?
  • Dijital gelecek sizi ve işinizi nasıl değiştirecek?
  • Analitik çözümler rekabeti nasıl yönetiyor?
  • İş kararlarını Büyük Veri nasıl etkileyecek?

Neden Katılmalı?

  • Analitiğin , şirketinizi nasıl değiştirip, karar almanızı hızlandıracağını keşfedeceksiniz.
  • Entegre pazarlama yönetimi, risk yönetimi, veri yönetimi ve İş analitik uygulamaları ve son trendleri dinleyeceksiniz.
  • Bankacılık, sigorta, perakende, telekom, enerji gibi farklı sektörlerin SAS çözümlerinden yararlandığını göreceksiniz.
  • En yeni SAS çözümlerimizle ilgili örnek uygulamaları ve demo sunumlarını izleyeceksiniz.

Öne Çıkan Konuşmacılar

  • Mike Walsh, Futurist & authority on emerging markets
  • Shekhar Iyer, General Manager,SAS EMEA ve Asya Pasifik Center of Excellence Genel Müdürü

Öğleden önceki programa iş dolayısıyla katılamadık. Öğleden sonra gerçekleştirilen oturumlara katılabildik. İlk olarak EreTeam tarafından sunulan Başarılı Talep Tahminleme Modelleri sunumunu dinledik. Tahmin ile içli dışlı olduğumuz için bu sunum bizi çok tatmin etmedi. Sanki üniversitede Üretim Planlama dersinde Tahmin konusunu işliyormuşuz gibi hissettim. Bu oturumdan sonra Tahminsel modelleme ile geleceğe dönük fırsatları keşfedin konulu sunuma katıldık. Sunumun ilk kısmını SAS’dan Pelin Özbozkurt PhD. yaptı. Ardından Yapı Kredi Bankası örnek bir uygulama sunumu yaptı. Pelin Hanım’ın sunumu hem çok faydalı hem de eğlenceliydi. Hangi sektörden olursanız olun bir şeyler öğrenebileceğiniz bir sunumdu. Özellikle aşağıda yer alan bazı sunum notları, yol haritası niteliğindedir.

Bu sunumun ardından Social Media Analytics başlıklı sunuma girip ING Bank‘ın Sosyal Medya’da kullandığı Analitik yöntemler konusunda bilgi sahibi olduk. Son olarak Akbank tarafından sunulan Marketing Optimization başlıklısunuma katılıp günü noktaladık. Şirkete geri dönmemiz gerektiği için son oturumlara katılamadık.

Sonuç olarak, SAS Türkiye‘ye böyle bir organizasyon düzenlediği için teşekkür ediyorum. Swissotel The Bosphorus’a ve çalışanlarına da güleryüzlü hizmetleri ve güzel yemekleri için teşekkür etmek istiyorum. Güzel bir gün geçirdik. Seneye tekrar bu organizasyonda görüşmek üzere. Belki konuşmacı olarak katılırım kim bilir 🙂

Şirketime bu organizasyona katılma konusunda gösterdiği hassasiyet ve ulaşım konusunda gerekli kolaylığı sağladığı için de teşekkür ederim.