Bu yıl en çok hangi pozisyonlarda eleman aranıyor? Yılın gözde sektörü hangisi?

Yenibiris.com’un istihdam verilerine göre oldukça hareketli geçen 2011 yılının en gözde mesleği satış temsilcisi oldu. 2012’de en çok istihdam yaratması beklenen sektörlerin başında eğitim ve bilişim geliyor. Bilişim sektöründe en çok yazılım uzmanı aranıyor.

Türkiye’de istihdam sektörüne dair yayınladığı düzenli verilerle iş arayanları ve iş verenleri yönlendiren Yenibiris.com, 2012 yılının gözde pozisyonlarını ve sektörlerini belirledi. Geçtiğimiz yıl en gözde mesleklerin başında gelen satış temsilciliği ve muhasebe elemanın yanı sıra bilişim sektörüyle ilgili pozisyonlara dair ilanlar her geçen gün artış gösteriyor. Bu artış bu yıl da devam ediyor. Yılın en gözde pozisyonu ise geçen yıl olduğu gibi yine mühendislik. Mühendisler arasında öne çıkanlar ise inşaat mühendisliği, satış mühendisliği ve elektrik – elektronik mühendisliği.

2011’nin en çok eleman arayan sektörleri ekonominin lokomotif sektörlerinden olan yapı-inşaat, sağlık-tıp ve tekstil olmuştu. 2012’de ise bunların yerini eğitim ve bilişim sektörleri almaya başladı. İnsan kaynakları danışmanları, özellikle bilişimin her dalının hızlı bir yükselişe geçtiğini söylüyor.

Bilişim sektöründe bu yıl en fazla aranan pozisyonlar şöyle:

• Veri tabanı yöneticisi
Veri madenciliği uzmanı
İş analisti
• Mobil uygulamalar uzmanı
• ERP danışmanı
• Dijital pazarlama uzmanı,
• Sosyal medya yöneticisi
• Mobil yazılım uzmanı

“İyi yazılımcılar altın değerinde olacak”

Inproda Yönetici Ortağı Cafer Telci

Türkiye’de bilişim sektörü, teknolojinin gelişmesiyle birlikte gün geçtikçe hız kazanıyor. 2012’de bilgi teknolojileri ve telekom sektöründe yüzde 5 ile 7 oranında gerçekleşmesi beklenen büyüme şüphesiz istihdam açısından da olanak yaratacak. Artık hemen her departmanda BT süreçlerine hakim özel profesyonellere ihtiyaç duyuluyor. Çeşitli araştırmalara göre Türkiye’de 70,000- 100,000 aralığında yetişmiş bilişim sektörü personel açığı söz konusu.

“E-ticaret ve CRM ön planda olacak”

Manpower Türkiye Genel Müdürü Ebru Coş
Türkiye’nin genç nüfusuyla bir öne çıkabilir.Türkiye istihdam piyasasında birçok sektörde yetenek sıkıntısı çekildiğini görüyoruz. Sektörel ve işletmeden işletmeye kurumsal satış deneyimi olan nitelikli satış temsilcileri, teknik literatürü ve eğitimleri zorlanmadan takip edecek düzeyde İngilizce bilen teknisyenler, iyi düzeyde İngilizce bilen sekreter ve yönetici asistanları pozisyonları Türkiye’de işverenler için doldurulması zor pozisyonlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. 2012 yılının yıldız pozisyonları e-ticaret ve CRM’de olacak.

Kaynak : Yenibiriş

Artık elimden geldiğince daha fazla yazı yazmaya çalışıyorum. 6-7 aydır yazı yazmadıktan sonra tekrar yazmaya başlamak gerçekten çok iyi geldi bana. Hem iş hayatında aldığım kararlar hem de blog için aldığım kararlar umarım benim için hayırlı olur.

Son yazıları takip ettiyseniz, genelde “Analist” kavramı altında, iş analisti, sistem analisti, sistem geliştirme uzmanı vb. konuları kapsamaktadır. Bu tarz konular seçmemin iki sebebi bulunmakta. Birincisi, ben bu işleri yaptım ve şu anda da yapmaya devam ediyorum. Her ne kadar şu aralar analistlikten analitiğe geçmeye çalışsam da analistliğin hiç bir zaman bitmeyeceği bir şirkette ve direktörlüğün altındayım. İkinci sebep iste web sitesindeki ziyaret istatistikleri.

Biliyorum. Blogum çok fazla hit alan bir site değil. Zaten biraz sonra rakamları yazdığımda bunu siz de göreceksiniz. Ama detaylı bakıldığı zaman, kullanıcıların web sitesine geliş amaçları beni bu tarz yazılar yazmaya yöneltiyor. En azından gelen kullanıcılar aradıklarının karşılığında bilgi edinsinler istiyorum.
Lafı fazla uzatmadan istatistiklere göz atalım.

Analiz Çalışması içilen seçilen Tarih Aralığı: 1 Haziran 2011 – 30 Mart 2012

Genel İstatistikler

Anahtar Kelimeler

Siteye Ziyaretleri Hangi Sitelerden Geliyor

Verilerden de anlaşılacağı gibi, web-sitesine gelen ziyaretçiler ya benim kim olduğumu merak ediyorlar ya da yazımın en başında belirttiğim gibi “Sistem Analisti”, “İş Analisti”, “İş Zekası Uzmanı” gibi iş alanlarını araştırmak için geliyorlar. Günümüzde gelişen teknoloji ve artan rekabetten dolayı, geleceğe yatırım yapan şirketler bu tarz iş alanlarını çoktan keşfedip yatırımlarına başladılar bitirdiler ve geliştirmektedirler. Bundan 4 sene önce herhangi bir kariyer sitesinde “Analist” kelimesini arattığınızda aldığınız sonuç ile şimdikini karşılaştırabilseydiniz ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirdiniz.

Ne zaman bir sorunuz olursa, iletişim bölümünden bana ulaşabilirsiniz. Yardımcı olursam ne mutlu bana :)

Not: Analiz için veri sağlayıcım Google Analytics ‘e de buradan teşekkürlerimi sunuyorum

Bugünlerde çok fazla alıntı yaptığımın ve özgün bir yazı yazmadığımın farkındayım. Fakat alıntıladığım yazıların, Sistem Analisti, İş Analisti, Sistem Geliştirme Uzmanı, vs. pozisyonlarda çalışan, çalışmayı düşünen kişiler için çok faydalı olacağını düşünüyorum. Bu yazıda da, Sistem Analistlerin çok fazla karşılaştığı, “Yeni Bir Sistem ve Adaptasyon”, “Üst Yöneticilerin Yeniliğe Karşı Tutumu” “Sistem Analisti ve İletişim” konuları işlenmiş. Sizi Yazıyla baş başa bırakıyorum.

Yazının yayınlandığı adres : http://www.danismend.com/kategori/altkategori/sistem-analisti-miyim-diplomat-mi/

“Projelerinizde karşılaştığınız en büyük engel neydi?” diye soruyorlar. Bekliyorlar ki eski sistemlerden veri aktarımı diyeyim ya da dökümantasyon eksikliği, kaynak azlığı, talepkar müşteri. Hayır işte, bunlar değil ! Temel engel ‘değişime direnenler’…

Aslında korku kültürünün olmadığı, onurlu insan ilişkilerinin ve insana değer veren personel politikalarının hakim olduğu organizasyonlarda bu engel çok kolaylıkla aşılıyor, kısa sürede en büyük avantaj haline geliyor. Açık iletişim çok şeye muktedir çünkü.

Müdahil olduğum pek çok yazılım uyarlama projesinden biri kullanıcı direnci nedeniyle başarısız oldu. Aynı yazılımın aynı sektördeki bir başka uyarlama projesi ise tam bir başarıyla bitti.

Başarıyla biten projenin öyküsü ilginçtir. Şirket büyük bir holdinge bağlı. Holdingin sahibinin yönetim kurulunda olan yakını ile kontakt kurulmuş ve bizim çözümün alınması için prensip kararına varılmış durumda. Karar, şirket genel müdürüne iletiliyor. Genel müdür mesajı alıyor. Kurmaylarını topluyor, karardan kesinlikle bahsetmiyor. Sadece RFP sonuçlarını ve demo alınıp alınmadığını soruyor. Çalışmaları hızlandırmalarını söylüyor. Bu arada bize de demo için hazırlanmamız haberi geliyor. Zaten finale kalan iki şirket var. Bir Cumartesi günü sabahtan akşama kadar canlı sunum yapıyoruz. Sonraki hafta genel müdür geribildirimleri alıyor ve karar bizim çözümü tercih ettikleri yönünde. İşte bu kadar. Seçimi kendileri yapan kurmaylar projenin başarısı için canlarını dişlerine takıp çalışıyorlar. Sözünü ettiğim genel müdür gördüğüm en basiretli yöneticilerden biridir.

Başarısızlıkla sonuçlanan diğer proje ise ‘emir demiri keser’ mantığıyla yönetiliyordu. Kullanıcı katılımı neredeyse silah zoruyla yaptırılıyordu. Bir zamanlar okuduğum ‘Yöneticinizi Siz Yönetin’ adlı kitaptaki temel konsept olan ‘astların gücü’ tüm haşmetiyle arz-ı endam ediyordu.

Bilinmeyenin, yeninin kaygı yaratması kadar doğal ne olabilir! Yıllardır işinizi yapageldiğiniz bilgisayar programı bir süre sonra tarih olacak. Yeni ekranlarla, yeni raporlarla işinizi yapacaksınız. Yapabilecek misiniz acaba? Ya yapamazsanız?! Ne de olsa her yazılım kendi iş mantığını beraberinde getiriyor. Ya o mantık sizin bilgi ve deneyiminizle örtüşmezse?! vs.vs. Bu ve benzeri soruların içinde fırtınalar yarattığı çalışanlar yönetimden açık ve güven verici mesajları almazlarsa projenin başarısız olması için ellerinden geleni yaparlar. Sonuçta yazılım üreticisi / satıcısı olarak siz üzerinize düşeni yapmışsınızdır, ama proje başarısız olmuştur. Kime derdinizi anlatabilirsiniz ki! Ülkesever açıdan da heba olmuş zaman ve emek, muhtemelen yurtdışına uçup gitmiş dövizler…

Sistem analisti müşteri yönetiminin uygun personel politikaları yürütemediği durumlarda bir diplomat gibi davranarak kullanıcıya kaygı duyulacak bir husus olmadığını, herşeyin daha güzel olacağını ekstra gayretlerle anlatmaya çalışır. Bu anlatım kuru lafla olmaz doğal olarak. Önce onların mevcuttaki çalışma tarzlarını öğrenir, işin yeni sistemde nasıl yapılacağını ONLARIN DİLİYLE açıklar. Terimlerin eşleştirmesini yapar. Eski terimlerden yeni terimlere geçişi bir süre ikisini bir arada kullanarak gerçekleştirir. En önemlisi yönetimin ver(e)mediği mesajı verir : “Siz işin kendisini biliyorsunuz. Kullanılan program sadece bir ARAÇ. Burada bir alışkanlık mevzusu var sadece. O da zamanla hallolacak bir husus”

Ayrıca sistem analisti olarak siz yeni sistemin mantığını anlattığınızda müşteri tarafındaki kullanıcılar bazan kendi çalışma tarzlarındaki o saate kadar yapageldikleri hataları da görebilirler. Proje değerlendirme toplantılarında müşteri çok üstüne geldiğinde kullanıcıların zaaflarını koz olarak kullanacak karakterde bir proje yöneticiniz varsa yine diplomasi zamanı demektir. Aksi takdirde kullanıcılar size olan güvenlerini yitirirler.

Sözün özü, insan malzemesini ne kadar iyi tanıdığınızla çok yakından ilişkili bir iş sistem analistliği. Yeri geldiğinde gizli lider, yeri geldiğinde diplomat, yeri geldiğinde şefkatli bir ağlama omuzu olmayı dahi içinde barındıran. Görev tanımlarında yazılı mıdır ki bu detaylar ?

Nazik Altınel

nazik_altinel@hotmail.com

(Yazar hakkında: Nazik Altınel 1967 İstanbul doğumludur. Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisligi ’90 mezunudur. Sigortacılık ve bireysel bankacılık alanlarında yürütülen yazılım geliştirme ve uyarlama projelerinde, on yıllık iş deneyimine sahiptir.)

Markasizsiniz.com adlı sitede yayınlanmış güzel bir yazı.
Yazının yayınlandığı adres : http://www.markasizsiniz.com/2009/04/is-gelistirme-is-analisti-teknik-analist-ne-demek/

Bazı anahtar kelimeler ve cümlelerle o kadar çok ziyaretçi geliyor ki Marka Sizsiniz’e! Bazı sorulara dilim döndüğünce cevap vermek boynumun borcu oldu. Başlıktaki departman ve ünvanları birlikte ele alarak ve kendi iş yaşamımdan örnekler vererek konuyu aktarmaya çalışacağım.

1999 yılında iş ararken insan kaynakları gazetelerinde, İngilizce verilen iki ilan dikkatimi çekerdi. Çok da anlayamadığım ve ilanlarda frima adı da bulunmadığı için bu pozisyonlar benim için daha da özenilir, gizemli bir hal almıştı. İngilizce ifadesi ile “business analyst” ve “system analyst”. “Vay be, bu pozisyonlarda çalışmak benim için hayal” diyordum. Üzerinden iki-üç ay geçmişti ki bir danışmanlık firması görüşmemizden hemen sonra “size İktisat Bankası’nda iş analistliği teklif ediyoruz” deyince ben çaktırmadan havalara zıplamıştım “Vay be, düşündüklerim dua yerine geçti her halde” diye. O günden sonra iş yaşamım harika bir şekilde ilerledi zaten. Neyse konuya dönelim.

Bu iki işin de bağlı bulunduğu departmanlar genelde Bilgi İşlem oluyor. Bildiğiniz gibi teknik geliştirme gereken tüm projeler de bu departmandan geçiyor. Fakat öyle bir süreci var ki, bir adımını atladığınız ya da önemsemediğiniz zaman büyük hatalara yol açabiliyor. Kısaca, bir proje ilgili tüm departmanlar tarafından takip edilir. Bu nedenle proje ekibinde bir çok kişi vardır aslında. Ve tabi ki proje bir kişinin liderliğinde başlar ve biter. Burada asıl önemli ve ilk yoğun analiz çalışmasını “iş analisti” ya da “ürün analisti” ve hatta “süreç analisti” diyebileceğimiz kişiler yapar. Tüm ihtiyaçların belirlenmesi ve analiz dokümanı olarak onaya sunulması için analist arkadaş-lar uzun toplantılar yapar ve gerekli tüm bilgileri toplar. Süreçteki en ufak ayrıntı ve yazılımın iş akışı bu dökümanda ortaya çıkmıştır aslında ama daha çok düz yazı ve diyagramlar şeklinde olur. Şimdilerde “Rational Rose” gibi “object oriented” mantıklı analiz uygulamaları kullanılıyor bildiğim. Bu da yazılımcıya bir çeşit teknik analizi de sunmuş oluyor. Bu dökümanda yazılanlar tüm proje ekibi tarafından onaylanmış olmalıdır. Yoksa “aaa ben böyle istememiştim” diyenler çıkabilir. Yeni istek geldiğinde çıkış tarihini ötelemek için referans dökümanı yerine geçer.

Teknik analistler ise bu dökümanda yazılanları, yazılımcılarla birlikte değerlendirerek en uygun sistem mimarisini ortaya çıkarır. Tüm “if-else” mantığı aslında bu aşamada ortaya çıkar.

Her iki analizi birlikte hazırlamaya çalışan analistler de vardır. İktisat Bankası internet bankacılığı projesinde öyle yaptık, çok da güzel idi. Yazılımcıya bir çeşit sadece kodu yazmak düşer. Yoğurda siyah derseniz, yazılımcı yoğurdu siyah yazar, bu çok normaldir. Biraz uç örnek oldu ama yazılımcılar da o süreci kadar çok öğrenirler ki iş analizindeki bir çok hatayı keşfederek analiste geri gönderebilirler.

Az buz bir işten bahsetmiyorum bir kullanıcı ekranının tasarımından, alanların özelliklerinden, hata mesajlarına ve performans-rapor kriterlerine kadar her şey bu dökümanlarda yazmalıdır. Bu dökümanlar sürekli arşivlenir, saklanır ve güncelleme gerektiğinde bu dökümanlar incelenir. Emin olun yazılımcılar da analistler de bir uygulamanın nasıl çalıştığını unutmuş olabilir.

İktisat Bankası’nda da, Turkcell’de de bilgi işlemde analist olarak çalıştım. Bankada internet ve mobil bankacılık uygulamalarını analiz ederken hem iş hem de teknik analist gibi çalıştım. Aslında belirli bir proje lideri yok ise projeyi “lead” eden kişi de analistler oluyor. Çünkü konuya en hakim kişiler onlar. Turkcell’de de bu şekilde devam ediyordu fakat Turkcell bir süre sonra “Servis ve Ürün Geliştirme” adında Genel Müdürlük binasında yer alan geniş bir departman oluşturdu. Aklınıza gelebilecek tüm projeler bu departmandan geçiyordu ve daha çok iş ve ürün analisti ünvanlı kişiler çalışıyordu. Teknik analistler ise yine yazılımcılara yakın noktada, yani bilgi işlem de devam ettiler. “Service&Product Development” departmanın en önemli amacı “business” departmanlarına yakın olmak ve ihtiyaçları daha yakından ve hızlı bir şekilde ele alabilmek idi. 2005 Temmuz başında ayrıldığımda bini aşkın proje talebi vardı ve bilgi işlem “hayır, olamaz” diyordu haklı olarak. Her şey müşteri memnuniyeti için doğru ama realiteyi de görmek gerek.

İki büyük kurumsal firmadan ve süreçleri yönetme konusunda çok hassas insanlardan bahsediyorum. Ama gelin görün ki iş geliştirme, iş analisti, ürün analisti, ar-ge departmanı ifadelerine hala bir çok şirket, özlelikle KOBİ’ler çok yabancı. Analiz yazmayı, proje yönetimi süreçlerine uymayı zaman ve para kaybı olarak görüyorlar. Yılların tembelliği ve boş vermişliğinden sonra “eyvah, tüm bunları nasıl düzelteceğiz” diyerek danışmanlık firmalarına çok daha fazla para ve zaman harcıyorlar. Doğru, pazarda hızlı olmak gerek ama bunun da bir dengesi olmalıdır, değil mi?

İş analisti, adı üzerinde analitik düşünmek zorunda. Her konuyu, her süreci, her detayı ayrı ayrı ele alarak ve bağlantılarını, etkilerini de düşünerek bu işi yapmak zorunda. En iyi analizde dahi hatalar olacaktır. Bir de yazılımda oluşabilecek hataları düşünün. Test ve production test aşamalarında da hatalar görülerek telafi edilmemişse o ürün, o uygulama pazarda patlar. Genel Müdür veya Yönetim Kurulu ile toplantıya hazır olun.

Küçük, büyük tüm şirket patronlarına sesleniyorum. Hemen her işinizi, probleminizi lütfen projelendirin. Ve bu süreci adım adım çalışanlarınıza öğretin. Ve ölçün, raporlayın. Ölçemediğiniz işe hakim olamazsınız.

Saygılarımla.
Kaynak: Markasizsiniz.com

Eylül 28th, 2010ERP Sistem Analisti

- Ooooo Sabri Uzun Zaman oldu. Naber?
- Şükür. Koşturmaca devam ediyoruz.
- Nasıl işler? Zeki oldunuz mu :) Nasıl gidiyor İş Zekası?
- Bizim Title (ünvan) değişti. Biz ERP Sistem Analisti olduk.
- Hadi ya. Hayırlı olsun. Ne yapar bu İARPİ’ciler.
- Bütünleşik, entegre sistmeler ile, şirket kaynaklarının doğru kullanılmasını sağlayacağız.
- Hani siz kıyafet satıyodunuz. Kaynakçı mı oldun?
- ?!@€!’^%
- Bu arada senin kaç oldu? 7. mi bu 8. mi? Ehieiheihe :D

Güzel yazı. Yakın zamanda tercümesini de yayınlamak isterim. İş Analistleri, sistem analistleri, sistem geliştirme uzmanlarının okuması gereken bir yazı…

Ten Bad-Ass BA Techniques

Written by Cecilie Hoffman

Plus Four Fundamental Principles

Principle #1. Leave your ego at the door

You are a business analyst – you have a license to ask dumb questions; it is your responsibility and your job! So ask the dumb questions, admit you don’t know, ask for input, show work at early stages, don’t let your own ego-fears-pride get in the way of problem solving.

Put your team in the spot light, put yourself behind the curtain.

Principle #2. Authority is 20% given & 80% taken – take it!

Don’t wait for permission, ask for forgiveness.

Manage those meetings!

Principle #3. Acknowledge people

Sometimes you have to push people or ask them to do more than is normal to expect. You can thank them for their help but over time, your thanks may develop a hollow tone. Take the time to recognize people’s efforts in a way that means something to the individual; creative ways of saying “thank you” are remembered for a long time and create a positive impression and a good relationship.

Nominate them for an award

Send a message to their boss – what you needed, why the person’s professional conduct and timely response saved your butt

Send a message to the person

A “thank you” card – there are many cyberspace sites that offer electronic cards

A simple email message acknowledging the person’s effort

Include a .jpg of a plate of tasty goodies like cookies, chocolates, or samosas

Principle #4. If you don’t fail on occasion, you aren’t trying hard enough

Progress and innovation come from holding on to the idea despite the inevitable series of failures. If the consequences of your taking initiative results in a backfire

Acknowledge verbally that you may have gone too far in your attempt to actively engage in moving the project along the path to success

Ask the person if there is a better way for you to accomplish your goal. Smile; deflect any barbs that might come your way.

Learn from the failure. Don’t get defensive – nothing ventured, nothing gained!

The Ten Techniques

Remember, these are the “bad-ass” techniques. Use them with care, especially if you are risk-adverse.

Managing meetings

1. Use “roll call” to obtain explicit decisions. In meetings (telephone or in person), do not accept silence as a response! Instead of asking, “do we all agree?” instruct people to express their concerns with this prompt, “If you disagree, speak up now.”

2. Provide a suggested agenda to focus activities at a standing meeting.

3. Use Actions-Decisions-Issues to record meetings.

Facilitating communication and understanding

4. Share bad news early

The sooner “management” or “leadership” knows there’s a problem, the sooner they can start working on it.

If you use the red-yellow-green flag paradigm: extend the paradigm, “Pale Yellow” means “warning, this could get worse”; “Orange” means “one step away from Red”.

5. Did they read the document?

For documents that are in a draft form, include an unexpected phrase in a strategic location in the document, e.g., “300 Pink Elephants” – people will comment on it if they see it. Take care to remove the phrase before the document becomes a deliverable!

6. Treat requirements templates as guidelines

Provide all the information that is asked for, or explain why you can’t.

Don’t ignore the gaps, missing or unknowns, identify them!

Add the sections or references you think are missing

Conducting interviews

7. Send the list of topics you plan to cover in advance – no more than five general topics. If you have specific questions that will require research, provide those questions in advance.

8. Paraphrase as a way to keep a person talking without agreeing with what they are saying.

Establishing trust-based relationships

9.  Make a personal connection

Extend yourself beyond normal bounds to make a personal connection with the individual regardless of social group, ethnic background, and gender.

Ignore what you may have heard about an individual; do not allow another person’s negative assessment of that individual to prejudice you – make your own assessment, based on how that individual conducts him/herself with you.

Managing requirements

10. Get the Success Criteria and Success Metrics

Offer outrageously low or high metrics for targets to elicit a more realistic expectation for “success”

Accept the “solution” with grace; but continue to ask questions. Play the fool until the requirement (need) has success criteria and a way to measure it.


© 2007 Sabri Suyunu | iKon Wordpress Theme by TextNData | Powered by Wordpress | rakCha web directory